gecenin bir yarısı tuvalete kalkıyorum; uykusuz uykusuz yatakta dönmekten içtiğim bütün sular çişe dönüşecek zamanı bulduğundan.. klozette otururken aşağı bakıyorum. yerde bir böcek. hani şu parlak gri sırtlı, uzun yassı böcek.. adını bilmem.

üflüyorum hayvana büyük bir azimle. daha kuvvetli üflüyorum sonra.. böceğin antenleri oynuyor rüzgarda; başka bir hareket yok. sonra içimden bir ses, “hayvanı neden rahatsız ediyorum ki?” diyor. “koştuğunu görmek istiyorum sadece..” diyor bir diğeri. “koştuğunu görüp ne yapacaksam?” diye sorguluyor öteki.

bu sırada amansız bir itkiyle elim havalanıyor. “belki elimi ona doğru uzatırsam koşar.” diyor bir ses; bir diğeri, “ya da üzerine elimle gölge düşürürsem…” diye sürdürüyor. hiçbir kıpırtı yok. “belki de elimle rüzgar yapmalıyım; belki bu sefer koşar..” diyor çaresiz başka bir ses.. “hayvanı rahatsız etmeye devam ediyorum.” diye son noktayı koyuyor ilk ses.

biçare, gerekli hijyenik uğraşılarımı tamamlayıp tuvaleti terk ediyorum. en iyisi biraz kitap okumak. ne de olsa “böyle derin, güzel bir uykuyu ancak pireleri, basur memeleri ve pek aklı olmayan mutlu insanlar uyuyabilirdi.” diyor kitap bana göz kırparak.

bu yol hiç bitmese…

Nisan 23, 2008 Çarşamba

100 metre kadar ilerliyoruz sonra duruyor bir an.. kapı açılıyor, eli uzanıyor yüzümün önüne doğru.. ele bakıyorum, kafamın gerisinde kapıdaki bir şeyi işaret ediyor.. bakıyorum. bir taksici, arkada müşteri, ele doğru bakarken kapısını açıyor. o sırada şu sözler dökülmüş bile: “depo kapağın açık, kapat onu.”

taksici arkaya doğru hızla ilerleyip kapağını kapıyor. o sırada el geri çekilmiş. benim başım da öne çevriliyor yavaşça. “100-200ytl, hiç yoktan yere, yazık.” yüzüne bakıyorum, kafasını yavaşça eğerek taksicinin teşekkürünü kabul ediyor. sonra yeşil yanıyor ve düşüyoruz yine yola. arada insanlar kibarca “inebilir miyim?” diyor. cevap da kibarca geliyor: “tabii, efendim, hemen.”

ineceğim yere yaklaştıkça kucağımdaki çantayı omzuma alıyorum. tam ayaklanacak oluyorum ki “ışıklarda değil mi?” diyor bana dönerek. “evet, ışıklarda.” diyorum. “nereden anladım? çünkü çantayı omzuna aldın.” ister istemez gülümsüyorum; kapıya doğru giderken teşekkür ediyorum. duruyor. kapıyı açarken “buyurun.” diyor keyifle. tekrar teşekkür etmek zorunda hissediyorum kendimi: “sağ olun.” gerçek anlamda bir sağ olun bu. böylesi her zaman bulunmaz.

kanallarda dolaşıyorum.. izleyecek hiçbir şey yok.. sonra kanal 1′de bir film.. 4 kadın bir barda oturmuş konuşuyorlar.. önce telesine hâliyle ne komik göründüğünü düşünüyorum filmin.. görüntüler o kadar komik, diyaloglar o kadar abuk ki “hah, tamam” diyorum “2. sınıf hede hödö filmi. ben bilgisayarda bir şeylerle uğraşırken bana ses olur.”

sağ alt köşede bir yazı: ölüm geçirmez. daha kötü olamazdı, diye düşünüyorum. sonra konuşmalar ilgimi çekiyor; orman kaçkını julia sanırım şöyle bir şeyler diyor:

“seni barda bulacaklar, yanına yaklaşacak ve sana bir içki ısmarlayacaklar. sonra şu şiiri okuyacaklar:

korular çok güzel, karanlık, derin,
ama verilmiş sözüm var benim,
ve uyumadan önce millerce yol gideceğim,
beni duydun mu kelebek?
millerce yol, sen uyumadan önce..*
Read the rest of this entry »

materials falling in love

Nisan 12, 2008 Cumartesi

.

Nisan 10, 2008 Perşembe

sığınacak limanlarının olması ne güzel.

neden bu kadar cesursun?

belki de bu yüzden.

en iyisini en sona saklayayım, demiştim.

doğru yapmışım.. çünkü öncekiler gerçekten gereksizdi..

siz hepiniz çok sıkıcısınız.. ben de pek sıkıntılıyım.

ve.. aslında bunların hepsi boş.

buraya yazmak istemediklerimi oraya yazmak istiyorum. oraya yazamadıklarımı buraya yazmak istemiyorum.

çaresizlik beni öfkelendiriyor. derdini anlatamayan otistik bir çocuk gibi.. hayata karşı tavrım bu sanırım.

gerçekten yazık.

pek çok şey söyleyebilirim ama hiçbiri anlamlı olmaz.

and all those ’ships’…

Nisan 6, 2008 Pazar

hayat katmanlardan oluşuyor, diye düşündüm bugün yolda ilerlerken.. herkes gibi ben de yolda kendi filmimi çekiyor, kendi şarkımı söylüyordum.. sonra şu mad labs cümlesi geldi aklıma: “mutlu insanlar gerçekten de yaylanarak yürüyor.” bıraksanız yaylanmak ne kelime, sekerek yürüyeceğim yaşıma bakmadan..

sanki çok mutluyum. sanki gözlerimden kıvılcımlar fışkırıyor. böyle yürürken bir hava, bir hava! kendi kendime uyuz olabilirim her an.. Read the rest of this entry »

mesiah.jpg

*evet, kabul ediyorum; biraz şaşırtmacalı bir başlık oldu.. ya da ben şaşırmışım.

hâlbuki ben de istemez miydim, tıpkı sağdaki** dairede olduğu gibi ilgi alanlarımın, ana ve ara yönlere kilitlenmiş spermatozoidler misali fırlamaya hazır füze düzeninde olmasını?

**sağ ve sol konusunda hiç bu kadar kararsız kalmamıştım.***

***yalan. sağımı solumu hiç bilemedim ben.

bir dairede dört kişiyiz. gök gözlü kız, dışarı çıkmak istiyor. ben istemiyorum. çeşit çeşit yaramazlık var aklımda. o dairenin ruhundan söz açılıyor bir ara.. hevesle bütün odaları dolanıyorum. dairenin sahibi, ölü kadının ruhundan iz yok. varsa da ben hissedemiyorum.

gök gözlü kız, “dışarı çıkalım!” diye diretiyor. tekel bayiinden sigara, kola ya da bira alma amacında olsa gerek.. şu an hatırlamak zor.. “o ikisi gitsin biz kalalım.” diyorum. “yok, biz de çıkalım.” diyor. “neden?” diyorum, “korkuyorum.” diyor. “korkma, burada hayalet filan yok. bir şey olmaz.” diyecek oluyorum; cevap beklenmedik ve ilginç: “ben, senden korkuyorum.” Read the rest of this entry »

bütün şeyler ayrı yazılır.

Mart 27, 2008 Perşembe

hiroshima mon amour.jpg

“eğer biraz daha kendi içine gömülürsen kara deliğe dönüşeceksin.” ona tam da böyle demişim.. hiç hatırlamıyorum.. o hatırlıyor.. “birinin bana söyleyip de hatırladığım nadir cümlelerden biri.” diye de ekliyor.. ben her şeyi unutuyorum.. unutmak deyince hatırladığım bir şeyler var..

“ben işte o kara deliğe dönüştüm.” diyor sonra.. gülüyorum.. “eh, ben de.. ben de..” hepimiz kendi kara deliğimiz içinde bir yolculuğa çıkıyoruz.. Read the rest of this entry »

“senin bir kimliğe ihtiyacın var.” demişti bana aylar önce.. hâlbuki şu sıkıntılı hayatta kimlikten bol ne var? etiketlerimizi, yaftalarımızı ne de gururla taşıyoruz ne zaman, ne amaçla yapıştırıldıklarını bile sormadan.. eğer türksen, ermeni, rum ya da bilmem hangi kökenli değilsen müslümansın. başka çaren yok.. bak bakalım kimliğine ne yazıyor? dini: islam..

küçük kız soruyor: “sen müslüman değil misin?” ne diyeyim ki ben sana? cinsiyetçi bir dine inanmam ben, hatta senin dinine de inanmam; çünkü bana göre tüm dinler cinsiyetçidir ve hepsini güce tapanlar icat etmiştir.. mi? Read the rest of this entry »