voy a bailar cada mañana

medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar – kısım 1

Posted on: Mayıs 9, 2007 Çarşamba

 Violation Of Western Civilisation

(*) resmin kaynağı

Medeniyet dediğimiz şey nedir gerçekten? Ya da medenice yaşama, insanca yaşama, yaşayabilme hakkı deyince aklımıza neler geliyor? Kelime anlamıyla başlarsak TDK’ye göre medeniyet=uygarlık ve o da eşittir: Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü.

Bu açıdan bakınca günlük hayatta yararlandığımız her şeyi medeniyetin parçası olarak kabul edebiliriz. Neymiş efendim, diş fırçası: yokluğunu anında hissedeceğim, geceyi azap içinde geçirmeme neden olabilecek denli önemli bir küçük gereç.

Neymiş, asansör: siz ki 3 kattan daha fazla katı olan bir apartmanda yaşıyor ya da iş hanında çalışıyorsanız, bu cicinin yokluğunu pek çekersiniz. Ama merdiven çıkmak kalbe iyi geliyor! diyenlere sorarım, kaçınız metroda yürüyen merdivenleri es geçip çakılı merdivenlerden koşturarak nefes nefese kalmayı akabinde içinize derin derin çektiğiniz tertemiz oksijenle ciğerlerinizin yanmasını göze alıyorsunuz? Ve bunu her gün yaptığınızı düşünün. Bu ne sağlık aşkı!

Metro dedik aklıma geldi. Neymiş, ulaşım: efendim, ben buradan, afedersiniz, ebesinin kukusuna şu kadarcık zamanda gitmek istiyorum. Ne yapacağım? Atlayacağım bir taksiye, hızlı trene, vapura olmadı en iyisi mi uçağa, varacağım güzide noktaya.

Medeniyetin kültür-sanat eklentilerine hiç girmeyeceğim zira ben kültürsüz bir insanım ve öğrenme edimimi bir süre önce yitirdim. Zaten benim takılı kalmak istediğim de işin ruha ya da güzel duyuya seslenen değil işlevselliğe seslenen boyutu idi.

Biz işlevsel medeniyet uzantılarından devam edelim. Efendim bu işlevsel cicilerinin hayatımızı kolaylaştırmak bir yana travmatik birçok olaya gebe kalması ve hayatımızı zindana çevirmesi pek muhtemeldir. Nasıl mı? İlk örnekle başlayalım.

Diş fırcası: bu masum nesne birçoğunuzun da bildiği üzere bazı kendini bilmez kişilerce sokulmaması gereken yerlere sokulup tekrar yerine konabilir. Mesela ben zamanında sakarlığım sağ olsun bir arkadaşın diş fırçasını klozet denen yere düşürmüştüm. Ne yaptım aldım yerine koydum. Yok canım, o kadar da değil, attım çöpe. Ama yerine koyabilirdim de arkadaş bana bir pislik yapmış olsaydı zamanında. Yani bu durum şunu gösteriyor ki dadanın sizi nerede kıstıracağı, sınayacağı belli olmaz. Tristan Tzara, “God and my toothbrush are Dada.” diye boşuna dememiş zamanında.

(Bu alıntıda emeği geçen sayın aduket’e saygılar, sevgiler.)

Bir sonraki cici olan asansör ile devam edelim. Çocukluğu asansörlü apartmanlarda geçenler bilirler bu asansörler zırt pırt bozulur. Yok 3 kişiden fazlası binemez, yok yük taşımayın vs. gibilerinden uyarılar vardır çevresinde bu yüzden. Daha beteri, olur da siz asansördeyken elektrik kesilirse vay hâlinize! Böylesi bir travma yüzünden hayatı boyunca asansöre binemeyen ve istemese de sağlıklı bir hayat süren bir sürü insan tanıyorum ben.

Ama asansörlerin yapabilecekleri bunlarla sınırlı değil. Eğer asansör bozulmuşsa ve çalışmıyorsa iyi, en kötü ihtimalle merdivenleri kullanmanız gerekecek. İçindeyken elektrik kesilse en fazla birkaç dakika ile saat arasında değişen bir süre için karanlıkta kalacaksınız. Hele yanınızda birileri de varsa yabancıyı yok saymaya iten asansör psikolojisi, bir anda yabancıyla kucaklaşma ve anlamsız konulardan konuşma olayına kadar varabilir. Hayır, film olsa sevişmeye başlarsınız da gerçek hayatta zor be kardeşim. Kiminle kalacağın da önemli tabii, seçemiyorsun ki!

Geçelim bunları… Asansörlerin asıl maharetlerine gelelim. 2001 yılı yapımı bir film olan Down isimli şaheserde bir asansörün yapmaması gereken her şeyi yaptırmışlar zavallıcığa. Aslında zavallı olanlar daha çok asansöre binenler, bangır bangır “YOUR NEXT STOP… IS HELL.” uyarısını duymaktan âcizler, film gereği tabii.

Makineler insana karşı zihniyetinden fırlama bu filmde bir asansör neden insanları sistemli bir biçimde öldürmeye kalksın ki diye düşünüyor tabii insan ister istemez. Belki gücenmiştir. Gördüğü şeyleri beğenmemiştir. Bakımı yapılmıyordur vs. asansör psikolojisi hakkında bilinen şeyler çok çok kısıtlı olduğundan bu konuda kesin bir yorum yapmak çok güç. Ancak şunu unutmayın ki asansörler sizin dostunuz değildir, sayın okuyanım! Hem merdiven çıkmak kalbe iyi geliyor.

Bunu da bitirdik. Gelelim en son ve en önemli uzantıya: ulaşım. Bu ulaşım denen hadise sayesinde Pekin’de bir Çinli hapşırıyor ve Toronto’da bir banker salgın hastalığa yakalanıyor. Atmayın, okuyanım! Kelebek etkisi falan değil. Bildiğiniz ulaşım! Adam kapıyor virüsü hapşıra hapşıra biniyor uçağa hoop Toronto’da. Sonra bir bakmışsın bütün Toronto salgın hastalıkla cebelleşiyor, borsa yerlerde sürünüyor falan. En son SARS krizine ve NGC Salgın Hastalık Dedektifleri’ne buradan el sallıyorum.

Hadi virüslerden paçayı yırttık diyelim bu sefer de teknik arızalar baş gösteriyor. Otobüs kazası, tren kazası, uçak kazası, özel otomobillerle yapılan kazalar da cabası… üstüne bisiklet, kaykay ve paten kazalarını da eklersek alın size bir ulaşım katli! Ne o, ben oradan buraya şu kadar zamanda gideceğim. Hayır, yani, insan ömrü uzadı, sağlıklı yaşam, spor, genç kuşaklara sağlıklı gen aktarımı filan derken bir yandan da bilinçsiz bir nüfus azaltma çabasına girmişiz haberimiz yok.

Şimdi bir iki sivri akıllı okuyanım diyebilir ki: Ben de nasyonal izliyorum, bir kere her yıl eşekler ve katırlar uçak kazalarından daha çok can alıyor. Kardeşim topla bir yılda bütün ulaşım araçlarıyla yapılan kazalarda yiten canları, sonra eşekler ve katırlarca alınan canları topla, en son olarak da her yıl eziyet gören ve canı alınan eşek ve katırları topla göreceksin ki eşekler ve de katırlar sonuna kadar haklılar. Öldürecekler tabii, var mı öyle tek taraflı katletme! E ben bu kadar toplama yaptım havada kaldılar. Şimdi kesme, bölme, çıkarma filan yapmayacak mıyım yahu? diyenlere de Gidin istatistik okuyun! derim başka da bir şey demem.

Efendim, fazla uzatmadan bağlayacağım konuyu. Yukarıda saymış olduğum bütün savlarım doğrultusunda demem o ki medeniyet adı altında insanlığın geleceğiyle oynanıyor, sayın okuyan! Bakınız, şimdi biz çayırda çimende dolaşıp bütün derdimiz “Ay arı soktu!” yok “Böcek ısırdı.” “Amanın tezeğe bastım.” falan olacakken güya hayatımızı daha kolay hâle getirecek olan bir sürü hurdanın azizliğine uğrama riskiyle cebelleşiyoruz.

Tost makinesi, mikrodalga fırın ve hatta saç kurutma makinesi gibi sözde masum ev aletlerine girmiyorum bile! Siz, siz olun bu dediklerimi kulak ardı etmeyin. Sağlıcakla kalınız, iyi uykular.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Mayıs 2007
P S Ç P C C P
« Nis   Haz »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 48,544 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar

%d blogcu bunu beğendi: