voy a bailar cada mañana

ben – kısım 1

Posted on: Haziran 12, 2007 Salı

kedi

bazen düşünüyorum… evet, şaşırdın değil mi, sevgili okuyanım? ben ve düşünmek? ne saçma şey! aslında bütün çocukluğum ve gençliğim gereğinden fazla düşünmekle geçti. öyle şeyler düşünmeye başlamıştım ki artık insanlarla aynı dili konuşamadığım sanrılarına gark olmuştum.

düşünmek de neymiş? yani benim küçük bir çocuktan farkı olmayan şımarık kedim, ne kadar düşünüyor ki acaba? yemeğini yediği, oyun oynadığı, sevdiklerinin kucağında uyuduğu sürece hep mutlu! cevaplaması gereken çok zor soruları yok. “yemeğim bitti. balık istiyorum. tuvaletimi temizle. oynat beni. otur artık da kucağına çıkayım, pis karı.” her miyavın, her kuyruk sallamanın ve bakışın ifade ettiği anlam belli.

yani bir kediyi mutlu etmek bu kadar kolayken insanın kendini mutlu edememesi bana çok koyuyur be okuyan! bu dünyaya mutlu olmaya mı geldik? bencilce kendi ihtiyaçlarımız için mi yaşamalıyız? yoksa kendimizle birlikte çevremizdeki her şeyi düşünerek hepbirlikte daha iyi yaşamak mı olmalı önceliğimiz?

aklı başında olan her insan gibi kedimi kıskanıyorum, ona özeniyorum. haset, gaflet ve dalalet içindeyim. bir süre önce düşünmeyi bırakmak için, yabancılardan da yardım alarak hummalı bir çalışmaya giriştim. bu girişimim düşündüğümden daha zorlu çıktı ve tam anlamıyla şaşırmış bir insan bozması olarak dağıldım. parça parça. biçimsiz. bir hiç.

aslında bu iyi. çünkü bardağın dibi boş. sessiz ve çıplak. bardağı yeniden doldurmak ise… işte işin en sancılı kısmına geliyoruz; kendimi çoğu zaman insanlara şöyle söylerken buluyorum: “elimin altında bir iş olmayınca sıkılıyorum.” bilgisayar, oyunu yüklerken uzun süredir bitiremediğim kitabı okuyorum. kitap okumuyorsam mutlaka televizyon açık oluyor. bilgisayar koltuğuma çökmüş hem internette dolanıp hem müzik dinleyip ya da televizyon izleyip hem yazı yazıp hem de çevrimiçi sohbet etmeye uğraşıyorum. “ah, çok multitask bir insanım!”

neyim ben, çok zeki mi? hayır efendim, ilgisi yok. kendimle başbaşa kalmak istemiyorum. çünkü sessizlik ve kendi başınalık eski alışkanlıkları yeniden doğuruyor. düşün düşün boktur işin. zannetmeyin ki bunun bana özgü bir şey olduğu yanılsaması içindeyim. bu yazdıklarım belki de bir neslin çıkmazını özetliyor. belki de sadece saçmalıyorum.

sürekli bir şeyleri çözümleme, ayrıştırma, sınıflama, paketleme ve gönderme ihtiyacı beni yoruyor. aslında kendi kendime düşünüp kendi kendime konuşuyorum. bir zaman sonra bu ikisi bir oluyor ve üzerime üzerime gelmeye başlıyor.

yoluculukları seviyoruz. çünkü yolculukta hiçbir şey -biz bile- sabit değiliz. hareketsiz olsak bile sabit değiliz. çevremizdeki her şeyle birlikte sonsuz bir devinim içindeyiz. bir olasılıklar bütünü, bir rastlantı evreni. bu yüzden yolculuk her zaman eşittir macera.

şu an yazdıklarımı düşünmeden yazıyorum. bu yüzden mutluyum. alıntılara, dipnotlara, kanıtlara ihtiyacım yok. bu blog’u ilk açtığımda amacım sadece kısa, saçma sapan ve çoğunlukla sadece kendimin anlayabileceği şeyler yazmaktı. çünkü düşünme ve yazma arasındaki bağı yitirdiğimi düşünüyordum. sonra her şey çığırından çıktı ve ben yine uzun yazılar yazmaya başladım. bu beni rahatsız ediyor. çünkü kimse uzun yazıları sevmez. istediklerini üç beş cümlede anlatabilmeli insan. ama ben dinleyicisi ya da daha da kötüsü cevap vereni olmayan bir konuşma içerisindeyim. kendime anlatıyorum ama aslında sanal bir “sayın okuyan” göndermesine dalmış gidiyorum.

tutarsızım. elindeki küçük sivri oyuncağını sürekli karşısındakine saplayıp masum bir gülüşün arkasına saklanan sinir bozucu bir kız gibi hissediyorum. sürekli istiyorum. her şeyi istiyorum. değişiyorum. ve bazen de iletişim kurulamayacak kadar içe dönük biri oluyorum. belki de aslında yokum. evet, uzun zamandır kendimi buna inandırmıştım.

olmamak, olmaktan daha düz ve anlaşılır. olmamak, kesin, net ve acımasız. belki de sorun olmak ya da olmamak da değil. asıl mesele ben değil. ben, bir yanılsama. ben, herhangi bir şey olabilir: bir kelebek. bir şarkı ya da birçok düşünce.

evet. ben, birçok düşünce olabilir. belki de bu yüzden başkalarıyla aynı düşünceleri paylaşmak bizi şaşırtmamalı. tabii ki burada düşünceden kastımın “domates, kırmızı ve yararlıdır ayrıca uzak doğu filmlerini seviyorum.” olmadığını belirtmek isterim.

çoğu zaman yazarken, kullandığım terimlerin daha önce kullanılıp kullanılmadığını görmek için onları google’da aratıyorum. bu yolla ilgimi dağıtacak ve yazma işini uzatacak bir sürü değişik sayfaya ulaşabiliyorum. mesela bakın ne buldum:

Madde sonsuz bir devinim halinde, bu devinim sonucu evrenler oluşuyor ve bizim gibi zeki canlılar oluşup hayatın ve evrenin anlamını arıyorlar. Evrenin ve maddenin sırlarını çözmedeki sonuçsuz yolculuğumuz aslında bizim kendi aklımızın sınırlarını çözme çabamızdan başka bir şey değildir. Naslıllar, nasılları kovalar ve insan nasıllar arasında boğulup gidiyormuş hissine kapılır. Bu noktada ya ***** olup böyle şeyleri düşünmemek gerekir ya da değişmeyen tek şeyin değişim yani her zaman var olan tek şeyin devinimin kendisi olduğunu kavramak gerekir.

herzamaki gibi yine tuvaletteyken, bu yazının ana fikrini çıkarıverdim: aklını bedeninden çok çalıştırmayacaksın, kardeş. kültür fizik şart. eğer tuvalete de bir televizyon koyarsam her şey hallolacak; aksi hâlde tuvalete bir dizüstüyle gitmeye başlayabilirim. ama o zaman da tuvalet işlevini yitirir ve odamdan bir farkı kalmaz. bir de aklıma geldi, aslında ezik olup “ben seni itin götüne sokup çıkarırım; seni şöyle rezil eder, böyle apıştırırım.” havasındaki insanlar pek eğlenceli oluyorlar. ne demişler: “havlayan köpek ısırmaz.” “yavaş atın tekmesi pek olur.” falan filaan… bazen kendimi çok seviyorum, lan okuyan!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Haziran 2007
P S Ç P C C P
« May   Tem »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 48,544 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar

%d blogcu bunu beğendi: