voy a bailar cada mañana

kabuk denince deniz kabuğunu düşünmem ben

Posted on: Temmuz 17, 2007 Salı

hayatın tırtıklı kenarlarıyla küçük yaşta tanışmak, gelecek için daha mı hayırlıdır? bazen yaşamın bize gereğinden sert davrandığı düşüncesiyle boğulabiliriz. bazen de bunun daha hayırlı sonuçları olduğunu düşünmemiz gerekebilir. büyükler şöyle demeyi çok sever: “sıkı can, iyidir; kolay çıkmaz.”

yurdumuz annelerinin genelde canı sıkılan yumurcakları savuşturmak için söyledikleri bu cümle, aslında çok doğru bir tespittir. gerçekten de tırtıklı kenarlarla bol bol tırtıklanmış bir beden ve akıl, zor zamanlarda kolay dağılmaz. lakin bu birleşimde üçüncü bir öğe daha vardır. ruh ya da içsel güç ya da karakter? kim ne derse desin bu üçüncü öğe olmadan, küçük korkak bir yavru gibi köşeye sinip gözlerinizi yummanız işten bile değildir.

ancak öyle şeyler vardır ki ne ruhu ne karakteri tanır. öyle şeyler vardır ki unutmak için ölmeniz gerekir. şüphesiz ki zor zamanlar, dayanıklı bir yapı oluşturmada bire birdir. ancak zor zamanlar geçtiğinde bizi koruyan kabuktan sıyrılıp tekrar kendimiz olmayı nasıl başaracağız? yumuşak deriyi ortaya çıkarmaya nasıl cesaret edeceğiz? her canımız yandığında tekrar karanlık kabuğumuza geri çekilmek yerine yaranın üzerine bir yara bandı yapıştırıp yeni ihtimallere doğru umutla nasıl ilerleyeceğiz?

diyelim ki başardık, ya sonra? daha zor zamanlar kapıyı çaldığında koruyucu kabuğu gömdüğümüz içimizden bir çırpıda çıkarıp, zorun karşısında yeniden durabilecek miyiz? bunu yapacak gücümüz kalacak mı?

sanırım iki türlü güç var: karanlık ve aydınlık. aydınlık olan, paylaşımdan ve sevgiden gelen güçtür. her yaşadığından kendine bir şeyler katan ve kendinden bir şeyler veren insanın olumlu ve yapıcı gücü.

karanlık olansa artık kaybedecek hiçbir şeyi olmayan kişinin gücüdür. bu kişi artık benliğinin etrafına bir kabuk örmez, benliğini son kırıntısına kadar kabuğa çevirir. gâvur demiş: “Desperate people take desperate measures.” buna denk gelen türkçe bir özlü söz nedir ben bilemedim, bilen yazıversin bir zahmet.

kabuklaşan bir benliği ya da ruhu kim kurtarabilir? bütün karakteriniz bir yara kabuğu ise nasıl bir yara bandı bu kabuğu örtebilir ya da nasıl bir merhem onu yumuşatabilir? başkalarına eziyet ederek kendini var etmeye çalışan bütün soytarılar, gerçekten eziksiniz; bütün gösterişiniz altında iki büklüm ve çaresizsiniz…

“They inflict pain to forget their own and break foes to feel whole.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Temmuz 2007
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 48,544 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar

%d blogcu bunu beğendi: