voy a bailar cada mañana

belki de yanlış gerçeklikte yaşıyorum..

Posted on: Ağustos 5, 2007 Pazar

gündüzleri yalnızlık gerekir. işler halledilir. kendine bakılır. kediye bakılır. gündüz keyif alınacak çok şey vardır. ama hava kararmaya başladığında, akşam çöktüğünde keyif yerini sıkıntıya bırakır.

“bir akşam daha bu evde yalnız olmak istemiyorum.” diye isyan edilir. geceleri insanlara aptalca ya da çılgınca şeyler yaptıran gecenin kendisi midir? ay suç ortağı mıdır? aysız gecelerde kim ne yapar? içki tüketimi gece artar mı? elinde içkin, televizyon ya da bilgisayar ekranına bakarken yalnızlığını kutsar mısın, lanetler misin? vs.

şu modern zamanların anlamsızlığı.. neden bu mu? unutulmuş bir köyde hâlâ yüz yıl öncesinin inanç ve bilgileriyle yaşasaydım daha mı farklı olacaktı? hiç kitap okumasaydım, film izlemeseydim beni ben yapan şeylerin ne kadarını yitirirdim? yaşam devam ediyor. hem de son sürat. bu öyle bir hız ki biraz yavaşlayanı kendi gerçekliğinin dışına atıyor. bir kez başka bir gerçekliğe geçince geri dönmek, eski sıradan alışkanlıkları edinmek zorlaşıyor.

bana göre deliliğin ve hayalperestliğin pek çok biçimi var; belki saklanıyorlar, belki maske takıyorlar. belki de sadece meşrulaştırılıyorlar. “kıskançlık, sevgi belirtisidir.” ne kadar manyakça olursa olsun, ne kadar uçlarda gezerse gezsin, isterse telefonumu karıştırsın isterse gözümü patlatsın, tanrım, beni seviyor! hiç sevilmemiş biri ya da doğru ifade ile sağlıklı sevilmemiş biri, sevgi tahlilini davranışlardan yapamaz.

zamanla bütün anılar hikâyeye dönüşür. yabancılara anlatılan an parçaları. “anı yoktur.” der boris vian, kırmızı ot‘ta.. “anıların kendisinden kaynaklanan, bir başka kişilikle yaşanmış, bir başka hayat vardır.”

“ateşini yamulturlar!” diye bağırıyordu şarhoş kadın. “sigaranı kimseye verme!” kahkahaları, terastan geceye yayılıyordu. sucuk ekmek ve absolut. ne kadar postmodern. hayır, hayır öyle değil böyle: ne kadar kitcsh. ve hatta ne banal. terasta doğum günü. herkes sarhoş. herkes sigaranın ateşinden sebeplenmek peşinde. duvara dizi dizi dizilmişler. hiçbirini bir daha görmeyeceğim. görsem de tanımayacağım. çok uzun zaman önce; belki de o kadar uzun değil. bu, pekâlâ bir film olabilirdi ya da bir kitap. nihayetinde sadece bir çünlük yazısı. artık.

holografik evrende yüzen hiçlik. ya da heplik. doğu mistisizmi. suchness. öyle doldum ki cümle kuramaz oldum. meğerse anılar beynin bir yerinde depolanmıyormuş. meğerse tıpkı bir hologram gibi bilgiler beynin geneline yayılıyormuş. elektronlar gibi bazı atomaltı parçacıklar birbirlerinden ne kadar uzak olurlarsa olsunlar birbirleriyle sonsuz bir iletişim içinde olabiliyormuş. ama hayır, hiçbir şey ışıktan hızlı iletilemezmiş. atomaltı parçacıklar, ahmet ve mehmet gibi birbirlerini telefonla aramıyormuş. aslında hep biliyorlarmış. aslında bütün bu parçacıklar, ortak bir bütünün farklı biçimleri imiş. yani aslında hepsi bir imiş.

nesnel gerçeklik diye bir şey yokmuş. görünüşteki katılığına rağmen tüm evren bir hayal imiş. debdebeli ayrıntılarla süslü dev bir hologram imiş. ve hatta beynin kendisi bile bir hologram imiş. insan düşüncesinin işleyişi ile hologramın işleyişi aynı imiş. yani aslında her şey, o kopasıca kafanızın içinde, sayın okuyan!

miş miş de miş miş. bunlar çok güzel pazarlanmakta şu aralar. yok ne biliyoruz? yok tavşan deliği. yok sır. yeni bir şey söylemeyelim. biraz ondan biraz bundan. biraz da bilim kattık mı ne satarız ya. evet, doğru. satarsınız. alan çok.

her şeyin başı istemek. doğru. istemek, harakete geçmek, ön yargılardan kurtulmak ve hedefe odaklanmak. bu hep bilinen bir şey. bunun için bilmem ne filmini izlemenize gerek yok. iki gün, iki hafta “ya, nasıl filmdi! yaşama bakışım tamamen değişti!” gevezeliği ile geçecek.. sonra.. değişen bir şey yok. ama arada itina ile olumlu enerji yüklenmiş ‘mallar’dan satın alırsanız kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz. her şey, istemek. tamam da ya istemeyi bıraktıysanız?

neyse zaten, bazı edebî, mistik ve bir süredir de bilimsel eserlerde dediği gibi. her şey bir düş. ve hatta ben yokum.

Theoretical results about black holes suggest that the universe could be like a gigantic hologram.

“The Holographic Universe” By Michael Talbot Reviewed by Michael Kisor

Karl H. Pribram ve holonomic brain theory

not: bu yazının yazımı iki güne yayıldığından kopuş ve dikiş çizgileri gözle görülür niteliktedir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Ağustos 2007
P S Ç P C C P
« Tem   Eyl »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 48,544 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar

%d blogcu bunu beğendi: