voy a bailar cada mañana

gece gece bana saldırıyorlar.. ya da “sometimes going to the movies is a disillusion”

Posted on: Ağustos 8, 2007 Çarşamba

bu gece yersiz ve hünersiz bir itirafta bulunacağım, sayın okuyan: ben çünlük tutmadan önce hiç çünlük okumazdım. evet. bu da ne kadar benmerkezci bir insan olduğumu gösteriyor zaten.

neyse geçelim bunları.. başlığa uygun olarak yakın zamanda korku filmi izlemesem de ring’deki samara ya da asıl exorcist’teki içine şeytan girmiş küçük kız misali canavarımsı bir kadının bana saldırdığını görüyorum. aslında bu tam olarak görmek değil daha çok görür gibi olmak; yani biraz olsun kendimi kaptırsam gerçek olduğuna inanabilirim.. sürekli olarak izlendiğim hissi ve her an gerçekleşebilecek bir saldırıya karşı hazırlıklı olma çabası da cabası. büyük ihtimalle bana sıkıntı veren şeyin imgesel tezahürü.

imgesel tezahür ne demek inanın ben de bilmiyorum, sayın okuyan. aslında geçmiş zamanda konuşmalıydım. çünkü bu saldırılar, iki gece önceydi. ancak ben her zamanki gibi başladığım yazıyı bitiremediğim ve bir kaç güne yaydığımdan bu durum geçmişte kalmış oldu. ama başlığı da atmış oldum; değiştiremezdim. falan filan.

şimdi bu duruma şöyle bir açıklama getirebiliriz: birisi benden nefret ediyor ve bana şeytanlarını yolluyor. çünkü bir şekilde ona kendini kötü hissettirmişim vs. ya da yalnızlığın korkusu ve bununla yüzleşme sonucunda yaşanılan tatsız sıkıntı kendini böyle ortaya koyuyor. evet, yalnızlık, yaşlandıkça daha ağır geliyor. yani bir ihtimal 30’lu yaşlara yaklaşan insancığın yalnızlık krizine girip zırvalaması durumu söz konusu olabilir.

70-80 yaşıma geldiğimde –eğer yaşarşam– ben de televizyonumla konuşmaya başlayabilirim. ve ama hayır! ben şimdiden televizyonumla konuşmaya başladım bile. ama, yok, ben hep televizyonumla konuşurdum. ve hatta ondan laf bile çalarım:

fıratlar, barışlar, cemler ve özlemler de hazır. ama en çok ayşeler hazır. folkart‘tan narlıdere‘de lüks evler. peki neden herkes böyle yaşayamasın? kime bu evler? bu evleri alanların kaç tane daha evi var? ama yine de bizim çocuklar okula hazır. büyücekler ya. çalışıp kazanacaklar ya. heyt be! yürü be ayşe! baban seni okula göndermiş. kim tutar seni!

bu dünya öyle bir yer ki, sayın okuyan, insanlar, yeni bacaklarını aldıktan yalnızca dokuz ay sonra ilk yarışlarını koşabiliyorlar. ve herkesin bildiği üzere sürünün gerisinde kalmak, yarışı kaybetmeye hiç benzemez.

evet, bu geceki televizyondan özlü sözler ve dersler bölümümüzün sonuna gelmiş bulunmaktayız. isteyenler çıkabilirler. şimdi izninizle, sayın okuyan, başlığın ikinci kısmını incelemek istiyorum. ne demiş sevgili [neuma]? “sinemaya gitmek bazen gözünüzü açar.” evet, evet tam olarak böyle demek istemiştir kendisi.

mesela bilmem ne kadar zaman –sene?– önce izleyip pek beğendiğim ve o günden beri her karşıma çıkışında utanmadan, sıkılmadan yeniden izlediğim reconstruction sayesinde şunlara gözüm açıldı:

  1. danimarkalıların konuştuğu dil ne kadar da hoş; sanki kelimerin yarısında kesilip söylenmediği bir kibar, bir erotik almanca.
  2. erkeklerin güzel olmadan seksi olabilmeleri ne güzel bir nimet..
  3. şu çaresiz, çelimsiz, uzamsız, acımtırak aşkı boş verin de, sayın okuyanım, cevap verin: şu filmlerdeki saçma sapan tanışma sahneleri pek bir güzel değil mi?

ve yine cnbc-e sağ olsun, iki kez hiç sıkılmadan izlediğim ondskan gözümü şunlara açtı:

  1. biz sorunlu genç kızlar olarak, sorunlu ve kavga edebilen erkekleri pek bir çekici buluyoruz, öyle değil mi?
  2. mamafih ne filmlerdeki kadınlar ne de erkekler olması istenenden öteye geçemezler, hep gizlidirler ve asla keşfedilemezler. sanırım bu yüzden mükemmeller öyle değil mi, okuyan? öf, evet..
  3. son olarak, insan evladı gerçekten tanrının cezası bir yaratıktır. ama kime ceza be kardeşim? kendine mi? çok ağırmış..

üçüncü ve en son olarak da voksne mennesker gözlerimi nelere açmış bakalım:

  1. “üzgünüm, bende disleksi var.”
  2. ben büyünce böyle olacağım.
  3. kazancımın hesabını yapan insanlar var, anne, bu dünyada.
  4. çocukken kes sesini yerine hep ses kesini derdim ben. bazen de 82 gibi sayıları 28 olarak okuyorum. sağımı solumu asla bilmem, yön duygum yoktur. ama çok, çok çalışma ile hepsi öğreniliyor. yok hayır, bende disleksi falan yok, sayın okuyan, –şükürler olsun– sadece şımarığım. bir parça dikkat eksikliği var gerçi; aslında oldukça var. okurken değil ama yazarken çok kelime atlıyorum, küçük şeyleri hep kaçırıyorum, formaliteleri, sınavları sevmiyorum – ama kim seviyor ki? manyak mısınız?

evet, sizin de görebileceğiniz üzere benmerkezcilik, bilmem kaç yaşında durmuş olan gelişimim sayesinde, kendini tekrar padişah, sultan yok kraliçe –evet, dişi olsun– ilan etmekte ve yazının içine etmektedir. zira sanırım 2-3 saattir –belki de daha çok– bu yazıyı yazmaya uğraşıyorum ve dikkatim biraz dağıldı. yani iyi geceler, okuyan.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Ağustos 2007
P S Ç P C C P
« Tem   Eyl »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 48,544 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar

%d blogcu bunu beğendi: