voy a bailar cada mañana

ya rakibimsim ya da hayranım… dost kalsak?

Posted on: Ağustos 11, 2007 Cumartesi

benden biraz büyük, neşeli ve tombul bir hatunun yanında asistan olarak işe başlıyormuşum. işi almaya benimle birlikte gitmiş; hem de ankara’ya.. “vay anasını,” diyorum “demek artık ankara’da yaşayacağız ha?” “güzel olacak.” diyor. herhâlde birlikte ev tutmak durumundayız, diye düşünüyorum içimden iş hanından çıkıp karşıya geçerken.

caddelere, insanlara bakıyorum. ankara hiç de öyle sıkıcı bir yer gibi görünmüyor, diyorum kendi kendime. güzel bir yere benziyor. o an, yeni bir yaşama, diyerek kadeh kaldırsak tam yeridir. sonra telefon çalıyor. yataktan kalkıyorum. telefona bakıyorum. yatağa geri yatarken lanet olsun, rüyaymış, diye geçiriyorum içimden.

***

markete giderken yolda, kısa süreli, üstü kapalı bir sürtüşme yaşadığım kişi geliyor aklıma. tanrım, ne gereksiz şeyler.. adı aklıma geliyor sonra; unutmak istiyorum o ismi. marketten bulgur alacağım. bulgur pilavı, en büyük silahımdı bir zamanlar; akşama misafir var. raflarda marketin kendi adını bastığı bulgurun yanındaki bulgur paketini alıyorum elime. ismine bakıyorum. o isim. bu nasıl bir tesadüf ki? hemen geri koyuyorum, senin isminden bile bulgur pilavı çıkmaz, diye düşünürken.. en iyisi her zamanki, bildik markayı almak.. zaten en başta onu aramıştım. ama körüm biraz. bir kaç ıvır zıvır daha alıp çıkıyorum marketten.

***

birlikte mutfakta oturuyoruz. yeni hayatımızın nasıl olacağını konuşuyoruz. bana, sonradan gelen kişi olduğum için, gerekli şeyleri açıklıyor. şöyle olur, böyle yapılır, şöyle yaparız, filan. o sırada lavabonun altındaki dolap kapaklarını açıyor. “bak temizlik malzemeleri de burada. sakın ha gazoz sanıp içme.” dumura uğruyorum. lavabonun altında duran ve hemen hemen her evde orada tutulduğuna inandığım, 2 litrelik pet şişelere doldurulmuş turuncu renkli sıvıyı, meyveli gazoz sanıp içeceğime olan bu endişe de nereden çıkmış? “ha, ya bizim temizlikçi denedi de o yüzden diyorum.” özrü kabahatinden büyük. temizlikçi de bir insan, evet. ama bellki ki temizlik malzemeleri ile meyveli gazozları birbirinden ayıramıyor. neyse başlangıç harika.

aslında kötü niyetle yapmadığını biliyorum. hatta haddinden fazla iyi niyetli olmanın sonuçları bunlar. ağzına geleni söylemek, hiçbir şeyde kötülük aramamaktan oluyor. 8-9 ay sonra evden ve dolayısıyla şehirden ayrılırken bana şöyle bir not yazdığını görüyorum. “süper ev arkadaşıma, herşey için teşekkürler.” altında da ev sahibinin numarası. paragöz kadın, anahtarları istiyormuş. “üst kattaki komşuya bırak.” diyor. bırakmıyorum. hatıra olsun diye değil. bunları çıkartmak ne kadar zor olmuştu. neden kolayca vereyim. çok işkillenirse kilitleri değiştirsin.

***

gegen die wand bitiyor, koltuklarımızdan kalkıyoruz; dışarıya çıkıp son minibüsle eve döneceğiz. aniden yorum geliyor: “orospu, her zaman orospudur.” insanlar, var oldukları durumlarda bir anda oluşmazlar; öncesini ne kadar çabuk görmezden geliyoruz. kadınların diğer kadınlara bakışı, beni işkillendiriyor. toplumsal klişelerimize ne kadar da bağlıyız; kadınlar o kadar bastırılmışlar ki artık kadın bile değiller: kadın bedeninde gezinen eril maymunlar olup çıkmışlar. aklıma solanas geliyor. ah, diyorum. elde ne var ki? bu malzemeyle ne çıkar ki ortaya?

erkek bedeni estetik değilmiş; ama kadın bedeni çok estetikmiş. ya, canım benim. sen estetik ne demek biliyor musun? neyse bana ne ya.. erkek bedeni estetik değilmiş. homofobik erkeklerin gözünden güzellik değerleriyle büyütülen, karaktersiz bir estetik anlayışının içine hapsedilen her kadın gibi sen de öyle olduğuna inanmaya devam et. ben de kendimi kandırayım, iki geniş omuz, iki yayla göğüs kafesi görünce.. ah uh..

***

“tanıdığım en kibar insansın.” demişti bir diğeri.. bana göre o güne dek aldığım en büyük hakaretlerden biri bu. bu şu demek: “sen o kadar ezik, sönük, zavallı birisin ki başına ne gelse susup kalırsın, bir şey diyemezsin.” bir kimseye kendisini anlatmak, bence saldırganlıktır. insanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü öğrenmek bazen eğlenceli olabilir. bazen de sıkıcı ya da yıkıcı.. kimsenin gerçekten kibar olduğuna da inanmıyorum; maskelere gereğinden fazla anlam yüklemenin gereği yok. kimse kimsenin ablası, abisi, yol göstereni olmak zorunda bırakılmamalı.. herkes kendi yoluna, had’canm.. güle güle..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Ağustos 2007
P S Ç P C C P
« Tem   Eyl »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 48,563 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar

%d blogcu bunu beğendi: