voy a bailar cada mañana

sevgili cheesecake

Posted on: Ocak 8, 2008 Salı

sevgili cheesecake, bu yazımı sana ithaf ediyorum. ama hemen sevinme çünkü her zamanki gibi sadece ve sadece kendim hakkında yazacağım.. neyse ki.. eee, neyse ki.. ne yazacağımı unuttum yine, cheesecake, iyi mi? ama senin suçun değil.. yine aynı anda pek çok iş yapmaya çalışıyordum. yazarken düşünmeye çalışmak gibi, düşünürken film izlemek ya da şarkı sözlerini dinlemek gibi.. ya da yazı yazarken internette dolaşmak gibi.. neyse artık bir önceki cümleden ‘neyse ki‘den sonra ne gelebileceğine dair çeşitli tahminlerde bulunursun kendi başına, yapayalnız.

ama üzülme, yalnızlığın çok uzun sürmeyecek. çünkü yakında seni yanıma almayı düşünüyorum. belki yarın.. umarım yarın çalışmıyor olacağım ve sevgili fırınım da senin için göbeğini çıtlata çıtlata ısıtacak.. inan günlerdir senin arzunla yanıyorum. hatta harika çikolata kreması olan bir doğumgünü pastasıyla aldattım bile seni.

ama üzülme. yakında sadece sen ve ben olacağız. istersen yanımıza gazoz da katılabilir. ya da soda. zaten filmlerde bu ikisi hep karıştırılır. adamlar gazoz ister bizimkiler soda getirir.. ama haklılar karışık biraz.. soda pop/gazoz – mineral water/maden suyu/soda.. yani olacak iş değil.. kimin eli kimin cebinde, sevgili cheesecake?

bunu da geçtim geçenlerde, bodrum’a yakın bir sahil kasabacığındaki pansiyonda garson çocuktan gazoz istiyorum meyveli soda getiriyor. şaka gibi :) işin komik yanı ikimiz de türkçe konuşuyoruz; ortada bir çeviri hatası yok. ben gazoz istedim sen soda getirdin, diyorum çocuğa. işte gazoz, diyor sodamı gösterek. ama bu soda, diyorum. benim bildiğim gazoz bu, diyor. peki, diyorum.

daha sonra kasabacıkta biraz dolaşmaya çıkıyoruz akşam yemeklerini eritirken dondurma yemeye. dondurmanın üstüne, gazoz açlığımı dindirememenin verdiği gazla giriyorum bir bakkala: gazoz, diyorum ve elimde meyveli sodayla çıkıyorum. buralarda gazoz böyle bir şey demek ki, diyorum gülerek. sanki film çekiyorlar da ben yanlış çeviri kurbanı olmuşum. :) ah, şu hayat, cheescake, değil mi?

neyse şimdi asıl konuya gelelim, diyecektim, bu yazıya neden başladığımı unuttuğumu fark ettim. çünlüğün kulakları çınlasın. bugünlerde çok yorgundu, izne ayrıldı. bak bilinç ne güzel şey, cheesecake: ben de tam bundan bahsedecektim. son bir haftadır ne kadar çok çalıştığımdan hatta çocukluğumdan beri hayalini kurduğum meslekten, işin ucunun nerelere dayandığından filan. o hâlde bu girişi kısa keselim de asıl konuya geçelim.

sevgili cheesecake, az önce de söz ettiğim gibi inan son zamanlarda çok yorgun hissediyorum. böyle akşamları gözümden uyku akıyor. hayır, yaptığım işi anlatsam en okkalısından bir küfür yerim. hele öğlenlere kadar uyuduğumu söylesem.. ama iki iş birden yapıyorum; insanlarla uğraşmak da zor hani. neyse ki birinden kurtuldum. böyle serbest meslek sahibi olmak hatta mesleksiz olmak da kendi içinde bazı zorlukları güle oynaya çağırıyor.

ama sorunum yorgun olmak değil. uzun zamandır hissedemediğim ve ziyadesiyle özlediğim bir şeydi. saygıyla karşılıyorum kendisini.. hatta hayat, yorgunken daha güzel geçiyor, diyorum hiç utanmadan. ama günlerdir oyun oynama isteği içerisinde çırpınan ben bir türlü fırsat bulup oynayamıyorum. başlayıp da henüz bitiremediğim üç oyun var, vay anasını, cheesecake! bir de sürekli oynadığım ve hiç bitmeyecek bir oyun var. gurur hatta onur meselesi yaptım ben bu işi.

bir de kalkmış ps2 emülatörü indirip tekken oynama umutlarına girişiyorum. olacak şey değil! sen önce elindekileri bitir demezler mi insana.. ben derim. neyse daha oyun kolu alacağım, scart dönüştürücü alacağım vs. vs.

iş meselesine dönelim, çiizciim.. ben çocukken en büyük hayalim vasıfsız işçi olmaktı.. ne saçma değil mi? ama inan hep o iç sömüren amerikan filmleri yüzünden. böyle güvencesiz, kayıtsız, uçar kaçar olacak her şey.. masa başı işini kaldıramam ben, cheese.. sürekli hareket etmeliyim ben. valla olmaz. bak yarın gel. her şeyi uzun uzadıya konuşuruz. geleceğim söz konusu. yardımını bekliyorum.

not: bu yazıda geçen yer, kişi ve olayların onunla, şununla ya da bununla hiçbir ilgisi yoktur. yalnızca afiyetle mideye indireceğim cheesecake ve beni ilgilendirir. eğer bir benzerlik gördüğünüzü düşünüyorsanız koşarak aynaya bakmanızı salık veririm; gördüğünüz şeyi beğenirseniz sorun yok demektir, ey okumayan.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Ocak 2008
P S Ç P C C P
« Ara   Şub »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 48,563 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar

%d blogcu bunu beğendi: