voy a bailar cada mañana

sen, ben, o, bu, şu..

Posted on: Ocak 9, 2008 Çarşamba

insan kendini eğlendirmeyi çocuk yaşta öğrenmeli.. yoksa 30’lu yaşlara adım mesafesi uzaklıktayken türlü şaklabanlıklarla her anını bir insan ya da insanlar cimcimesiyle geçirmeye uğraşırsın ki kendini ilişkiler yumağı içinde akrobatik ve estetik kıvılcımlar saçıyor sanarken aslında dışarıdan ne kadar “yalnız” ve “zavallı” göründüğünü bilemezsin.

yalnız, çünkü insan olmanın, yaşamanın gereği; zavallı, çünkü yalnızlığın kendi düşüncelerinle ve dolayısıyla da kendinle başbaşa kalmak olduğunu bildiğin ve kimbilir hangi nedenlerden ötürü kendini sevmeyi asla beceremediğin için ondan ölesiye korkman ve daha kötüsü ondan kaçmak için her şaklabanlığa, her ayağa yatman..

hâlbuki bilmediğin şey, her insan yalnızlıktan az biraz korkar.. yalnız yaşamak, yalnız uyumak, yalnız uyanmak ve yalnız ölmek düşüncesi bir zaman ağır gelmeye başlar. böyle zamanlarda aile ve arkadaşlarla doldurulmak istenir hayat. ama sen, sen sadece yalnız kalmamak için seçmeden, tartmadan kim olursa olsun diyorsun.

ama sen “o” değilsin. ve nedenlerin de “o”nunla asla örtüşemez. seni sevmiyorum. seni hiç sevmedim. sana yalan söyledim. seninle bir ömür geçirmeyi hiç düşünmedim. senin arkadaşım olduğunu hiç düşünmedim. ama düşünmek istedim, inanmak istedim. öyle ya insanız işte. inanmak istiyoruz bir şeylere. kendiliğindenliği unutuyoruz. zorluyoruz her şeyi. benciliz. eziğiz. yalnızız. küçüğüz. açız. ve daha bir sürü güzel ve çirkin şeyiz..

amacım yukarıdan bakmak değil aslında.. sen ya da o ya da bu.. hepsi bir. sen, sen değilsin; ben, ben değilim. ortada birleştiğimizde geriye bir şey kalmıyor. cep telefonuna ingilizce atılan iletiler, türkçelerinden daha mı anlamlı oluyor? ya da iletinin manasızlığının, zamansızlığının üzerini daha mı göze batmadan örtüyor? anlıyorum, kimse geride bırakılan olmayı istemez.. kimse tekmenin tadını unutamaz..

kendi içine bakmak nasıl da yakar içini insanın.. her şeyden önemlisi, paylaşmaktır; yarışmak değil.. sevgili peykek, seni afiyetle mideye indireceğim yarını bekliyorken böyle iç karartıcı ve gereksiz mevzuları bir kenara bırakalım lütfen. anlatacak türlü türlü anım var şu aralar. mesela:

apartmanın kapısını açtığım yaşlı teyze dışarı çıkarken bana gülümsüyor ve “thank you.” diyor. ah, diyorum, ulan bir kere de ağzından iki kelime çıksın ne bileyim bir “you’re welcome.” falan de yahu, diyorum. sonra teyzeyi takiben iki beyefendi tutulan kapıdan geçmek üzere seyrederlerken içlerinden birinin “danke schön.” dediğini duyar gibi oluyorum; onlara da kibarca gülümseyip başımla selam veriyorum. yine sözsüz iletişim. sonra düşünüyorum, ilahi tuulia, diyorum, sanki o insanlar sana “teşekkür ederim.” deseler “aa, ne demek efendim! görevimiz.” şeklinde taklalar mı atacaksın? yine eğeceksin başını, yine kibarca gülümseyeceksin. bu sensin işte. sevgili dostum ve kardeşimin dediği gibi:

“seni ilk gördüğümde ağır çekimde ilerlediğini düşünmüştüm.” sen, böyle birisin. sen, sıradanlığını ne kadar kabul etsen de başkaları için hep sıradışı kalacaksın. birilerinin çıkıp “sen her zaman farklıydın.” dediği kişi olacaksın. bununla ne övün ne de bundan utan. yaşa gitsin işte be tuulia.. yaşa gitsin. sen peykek yap, sen browni yap, tiramisu yap, elmalı topkek yap.. ağzının suları aka aka, gözlerin yuvalarından dışarıya uğraya uğraya, garip sesler ve homurtular çıkara çıkara bunları götür ve hatta eşe dosta da yedir.. budur.

bir daha da böyle ağlaya zırlaya gelme bana! onu niye yapamıyorum? neden şöyle olamıyorum? vs.

not: bu yazıda o kadar çok sen var ki ve bu senler birbirleriyle o kadar ilgisiz, alakasız ki.. yani neresinden tutsam da mantıklı bir yazı yazdım desem bilemiyorum. ama zaten amaç mantıklı yazı yazmak olsaydı oradan buradan bir sürü alıntı yapardım. burası fakülte değil bu da tez değil, be peykek.

GAMING: Child’s Play – Video games gain popularity with kids and toddlers

2 Yanıt to "sen, ben, o, bu, şu.."

Merhabalar, yazılarınızı takip edebileceğimiz rss adresi var mı? Site içerisinde aradım fakat gözümden kaçırmış da olabilirim!

bu konu şu ana dek hiç ilgimi çekmemişti. wordpress kullanıcılarına diğer wordpress bloglarını takip edebilme hizmeti verdiğinden dışarıdan gelen okuyucuların nasıl takip edebileceği konusunda hiç kafamı yormamışım.

hemen ekliyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Ocak 2008
P S Ç P C C P
« Ara   Şub »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 48,563 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar

%d blogcu bunu beğendi: