voy a bailar cada mañana

Archive for Şubat 2008

Roisin Murphy - Overpowered

ne kadar da tahammülsüzüz.. “şunlar ölsün, gebersin..” “bunun burnundan gelsin, içinde patlasın.” en kibarıysa “aa, nasıl olur? yoksa, brütüs sen de mi?” evet, canım ben de! ne kadar sıkıcıyız.. etrafımda o kadar çok ki bu kafes kuşları.. ötüp duruyorlar ekşi ekşi.. sonra düşünüyorum ki “benim ne farkım var?” hepimiz insanız, kitabı kolunun altında hayvanız, işte..

ikisini bir araya koyamıyorum.. hem her sağlıklı insan evladı gibi sosyal hayat istiyorum hem de bu sosyal hayatın götürülerine alışamıyorum.. insan ilişkilerine alışamadım gitti.. beni kanıksamayın, beni bağrınıza basmayın, beni candan saymayın ama benimle iletişim kurun.. Yazının devamını oku »

ey kara bulutlar, dağılın! hatta lalalaalala lalalala lalalalalaaaaaaaaaa -işte tuulia’nın aklını yitirdiği an, sevgili zart zurt.

eğer bir mutlu son varsa ancak beyin kıvrımlarında var olabilir.. neden mi, çünlük? çünkü her şey koca bir yanılsamadan başka bir şey değil.. o hâlde bugün ağlamayalım.. yarını da düşünmeyelim. ben çok şanslıyım. hem de çok.. peki neden bu nankörlük? neden bu hint fakiri dangalaklığıyla ayağına geleni çevirme, elindekini fırlatıp atma? akıllı ol tuulia.. zaman, bu zaman. dahası yok.

beynime bir şeyler oldu.. bu yazıya nasıl bir resim koyacağımı bile bilmiyorum. en iyisi kitap okumak.. okumaları bitirip yenilerine başlamak.. tembelliği bırakmak. maskeyi takıp roket gibi fırlamak.

ona buna not: bu arada spor salonunda tozumu attım da geldim, enerji doluyum, uyuyamıyorum, yaza kas içinde giremezsem bu çünlüğü kapayacağım.

Etiketler:
  • In: sınıfsız
  • bahar kuşu, hepsi senin hatan için yorumlar kapalı

gelmeyin üzerime! unutacağım hepsini. unutmak zorundayım. yoksa nasıl devam ederim? unutmalı her şeyi, tekrar yüzüne çarpılana dek.. belki o zaman temas, daha nazik daha umut verici olur. belki o zaman, gördüğüm ben bana ağır gelmez. belki o zaman onu taşımama yardım edecek de orada olur..

o güne dek unutmalı hepsini.. gelmeyin üzerime.. yazmayın, konuşmayın. sağlamayın, çürütmeyin, onaylamayın, alkışlamayın.. ama nasıl söylerim ki bunu? pek âciz göründüm şimdi kendime.. ama zaten âcizlik değil mi bu başlı başına.. Yazının devamını oku »

ne zaman bitecek bu doğum sancıları? doğurmak istiyorum artık!

eğer her şey bir düşse neden bu ciddiyet?

“sen kararlar ver, söyle.” ne kadar saçma bir cümle öyle değil mi?

işte ben o kararları bir türlü veremiyorum. aslında bir kararlar var ama emin olamıyorum, hep başa dönüyorum, hep başa..

neden? bana yalan söyleyen, beni sömürmek için elinden geleni yapan işverenim ve yardakçı iş arkadaşlarımdan nefret ederek hayatımı geçirmek istemeyişimin sonucu mu bunlar?

oysaki başka bir çıkış var. olmalı. yoksa çoktan seçerdim ben o kararı. çoktan vermiş olduğum o kararı.

ama bana “bekle.” dedi. ve ben hâlâ bekliyorum.

kendi yazılarımı okuyunca mutlu oluyorum. kendini beğenmiş miyim neyim?

*I heart huckabees – bir insan bu filmden nasıl nefret edebilir ki?

sevgili ingrid, özgür dünyada tutsak olmaya karşı mısın? sevgili ingrid, yeni yaşamında sana mutluluklar dilerim. belki bu sefer mutlu olursun. belki gerçekten gitmeyi istersen ve arkana bakmadan ilerlersen, belki bu sefer her şeyi arkanda bırakabilir ve kendinle karşı karşıya kalırsın. onu alır, sever, büyütürsün. ona karşı artık daha nazik olursun.

sevgili ingrid, sana hiç görmediğim bir rüyamı anlatmak isterim. altın rengi kumların üzerinde perişan ve kayıp ilerliyorum. önüm arkam, sağım solum, gözüm kulağım, her yerim kum.. çölün güzelliğinin keyfini süremeyeceğin tek yer çölün kendisidir, ingrid. Yazının devamını oku »

intrigued soul

aslında hiç zor değil. neden olsun ki? gözlerine bak. fışkıran güzelliklerin kaynağını nasıl tahmin edebiliriz ki? hep bir ben ve bir de sen olacak. evet, hiç zor değil. çünkü bu senaryoda kötü bir şeylerin olması imkânsız. tüm hünerimizle disfonksiyonel çırpıntılarımızı saçacağız etrafa.. “ama sakın üzülme. güzellik hâlâ burada. bana bakarsan ben de sana bakarım.”

birlikte ekmeksiz toprakları izleyeceğiz.. ve güleceğiz.. ve güleceğiz.. ve güleceğiz.. ölüme güleceğiz, eşeğe güleceğiz.. boğazı şişen çocuğun mezarına gideceğiz. kendimize birer güldürü alacağız; biri sana biri bana.. yabancı kulüplerin çıkışında hayatımıza küseceğiz, onlar bizimle alay edecek.. biz kendimizle alay edeceğiz. ben geceleri asla uyumayacağım. 12’lik bıldırcınlar gibi kıkırdayıp, sekeceğim. sen, kafanı tavana çarpma tehlikesine karşın yatağımızda zıp zıp zıplayacaksın. seni durdurmayacağım.. yayçizer çekiyor olsam, oje sürüyor olsam bile..

ben hep istediğim hayatı yaşadım.. hiç mutlu olmadım. sen hep öngörmediğin bir hayat sürecek ve hep mutlu olacaksın. maskeler, süsler ve tüm o ihtişamıyla fasad! hepsi bizim olacak. sonra cinsiyetsiz kalacağız, çırılçıplak..

hayır, insanları içeriye hiç davet etmemek ya da kimi davet ettiğine bakmamak iyi bir şey değildir. hem de hiç. her şey farklı olacak. olacak. sonsuz gece ve sonsuz gündüz olacak.. mutluluğu hiç özlemeyeceğiz..

anlamlı gelmedi mi? tanıdık? bekle.. belki bir gün ben de ilgisiz bütün uçları birleştirir ve ipleri düğümlemeden bir yol çizerim kendime.

Etiketler:

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Şubat 2008
P S Ç P C C P
« Oca   Mar »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
2526272829  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

gezinenler var

  • 50,525 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar