voy a bailar cada mañana

ben de bilirdim yüksek sesle konuşmayı ya da yaz saati uygulamasının etkilemediği elsevmez bünye

Posted on: Nisan 1, 2008 Salı

bir dairede dört kişiyiz. gök gözlü kız, dışarı çıkmak istiyor. ben istemiyorum. çeşit çeşit yaramazlık var aklımda. o dairenin ruhundan söz açılıyor bir ara.. hevesle bütün odaları dolanıyorum. dairenin sahibi, ölü kadının ruhundan iz yok. varsa da ben hissedemiyorum.

gök gözlü kız, “dışarı çıkalım!” diye diretiyor. tekel bayiinden sigara, kola ya da bira alma amacında olsa gerek.. şu an hatırlamak zor.. “o ikisi gitsin biz kalalım.” diyorum. “yok, biz de çıkalım.” diyor. “neden?” diyorum, “korkuyorum.” diyor. “korkma, burada hayalet filan yok. bir şey olmaz.” diyecek oluyorum; cevap beklenmedik ve ilginç: “ben, senden korkuyorum.”

birkaç kişi daha söyledi bunu. özellikle yabancılar.. benim gibi biri nasıl korkunç olabilir ya da insanların korkma eğilimleri hangi yolları kullanıyor anlamıyorum.. yavru kediden bile korkan insanlar varken gerçi, ben bile korkunç olabilirim..

korkunun da çeşitleri var, tabii. fobiler var mesela; anlamsız, saçma sapan, ipe sapa gelmez.. ben de zenofobiğim diye geziniyorum çevrede.. aslında korku değil bu, ama zenofobideki korku da korku değil zaten.. rahatsızlık.. yabancılara karşı maskelerim düşüyor.. daha doğrusu onlarla maskesiz karşılaşıyorum.. çünkü herkes için ayrı ayrı geliştirdiğim maskeler arasından hangisinin onlara uygun olduğunu anlamam zaman alıyor. o yüzden mümkün olduğunca yabancılardan sakınıyorum.. ne kadar mümkün olabilirse…

hele kalabalık bir yabancı grubu varsa karşımda, kabuk moduna giriyorum hemen.. o kabuğun içinden herkesi tek tek izliyorum.. onlar bilmiyorlar izlendiklerini, ilgisiz ilgisiz izliyorum hepsini.. dikkatle.. neden ki ama? gir içimize! diye isyan edenler oluyor..

onların kapıları hep açık.. benim kabuğumun kapısı yok belki de.. “deliremeyecek kadar aklın başında.” diyor bir başkası.. üstüne her gece içemeyecek kadar seviyorum düşünmeyi. kaçacak yerim yok. insanlara nesnelere davrandığım gibi davranıyorum; kibar ama mesafeli.. onlara karşı derin duygular beslemiyorum.

hâlbuki “sevmek ve sevilmek.. hayat bundan ibaret.” dememiş miydi brian bir aralık gecesinde? “bir kariyer sahibi olmanı çok isterdim,” diyor annem hüzünle “kendi ayakların üzerinde durabilmeni..” bense genelde kıçımın üstünde duruyorum.. hayat öyle de geçiyor, böyle de.. hiç acımıyorum.. hiçbir şeye. gelecek güzel günler varsa … mutlaka … ben … vs.

notumsu: ikiye bölündüm, sanki burayı daha çok sevecekmişim gibi geliyor. her yazıya bir resim iliştirme çabasından sıkıldım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Nisan 2008
P S Ç P C C P
« Mar   May »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 48,563 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar

%d blogcu bunu beğendi: