voy a bailar cada mañana

Archive for Ocak 2010

üzgünüm. o kadar üzgünüm ki tek istediğim yok olmak.. o gün neden o kadar üzgün olduğumun nedenleri anlamsız.. o gün, üzgünlüğüm, kendinden önceki nice krizlerin üzerine binen varoluşsal bir krizi tetiklerken benim çıkmam gerek.. kimseye bakacak, gülecek, konuşacak gücüm yok; dokunsalar yıkılacağım ama ona gitmeliyim.. ona gidip ağzımı açacağım; hâlbuki ağzım da benimle birlikte yok olsun istiyorum..

o da herkes gibi çok ağır; çünkü var.. o, benim yapamadığım her şeyi yapıyor ve hayatta kalıyor.. oysaki hiç önemli biri değil.. ve ben onun ağırlığı altında ezileceğimi bile bile gidiyorum.. çünkü mecburum.. ağzımın varoluşla hiç ilgisi yok; onun kendi sorunları var.. ağzımı açıyorum..

koltukta beklerken koltuk da benimle birlikte yok olsun istiyorum.. dokunsalar yıkılacağım.. ve o içeri girip “üzgün kız, baş yine eğik..” diyor. başımı çeviriyorum, ondan uzağa, başka yere.. ben, hep başı eğik kız.. eğik baş.. ben hep üzgün.. ben hep o kadar üzgün ki o baş hep olmaması gereken yerlerde. ona bakıp sözlerinin ağırlığını tartması gerektiğini söylemek; “oh, ne güzel, ne mutlu size! mevcudiyetiniz gözlerinizi kamaştırmış! o kadar ağırsınız ki yaşamak hafif kalıyor.” demek istiyorum.. başımı çeviriyorum, belki bir iç çekiyorum.. kederim kendini saklayamamış demek ki.. hiçbir şey söylemiyorum.. bazılarına hiçbir şey söylememeli, diye.. bazılarının gafları, sessizlikte yüzlerine baksın, diye..

ama bu bile benim hareketim değil.. tepkilerim, duygularım, varoluşum bile bana özgü değil.. bu dünyaya bir kopya olarak gelmek; bundan kaçmak için kendine dair her şeyi silerek yaşamı geçiştirmek ve her dönemeçte bu gerçekle karşılaşmak; benlik yanılgısını tatmak.. aynadaki yabancıya hesap sormak.. bön bakışlı yabancıdan hiç gelmeyen cevaplar..

nefret ettiğin, küçümsediğin o şey değil misin sen de? “he who fights monsters …” dememiş miydi alman filozof? tebrikler! artık siz de canavarın ta kendisisiniz.. benim canavarım, içimdeki johan; bana musallat olan bir hastalık değil aslında.. benim ta kendim.. ben zannettiğim şey, aslında yok.. ve karanlık, maske takarak benim yerime var olan bir canavar..

iki gün önce yeni yağmış karlarda kırt kırt yürürken -çünkü evet, ben de karda öyle ya da böyle yürüyorum- yanından geçtiklerimin gerizekâlı galiba, diye düşünebilme olasılıklarına aldırmadan “hım hım hım” diye çocuklar gibi şen mırıldanıyordum.. şimdiyse ayaklarımın altında çamurumsu buzlar kütürdüyor.. ayaklarımın altı… kardan geriye kalana bakıyorum.. kütürt.. ayaklarımın altından kayıp gidiyorum..

apart dairemde tek başıma oturuyorum. diğerleri nerede bilmiyorum. sanırım dünya barış günü adına düzenlenen dünya barışı ve dostluk maratonu heyecanı içinde bütün şeyler gibi beni de unutup gitmişler. hepsini bir tekil yerine koyup git gidersen, dedikten sonra içimden de “böylede sikiş olurmu?” demiş olma ihtimalim çok yüksek.

neyse sonuçta odada yalnızım. üstelik benim odam bile değil burası. niye kendi odamda oturmuyorum? sanırım kendime oyalanacak işler arıyorum bu odada. kitap mı okuyorum? yoksa dünyadaki çöller üzerine belgesellerle evren ve yaşam vikipedi serisini mi izliyorum? belki de boş boş duruyorum. tam o anda karşımdaki dolabın kapağı yavaş yavaş gıcırdaya gıcırdaya açılıyor. ben kapağı izliyorum, kapak açılıyor. içimden bermuda şeytan üçgeni, diye geçiriyorum bir an.. sonra hemen kendime gelip romantik yerler ya da dünyanın en romantik resmi ne olabilir ki, diyerekten ortamı dağıtma çabaları filan..

eski günler geliyor aklıma birden.. çöl kum ve sex film zamanları… cikcik porno film izleyip çöp adamla sevişme oyunu oynardık bizim hadımla. çoğu zaman tekel bira kokar ve kız oyunları oynamak istiyorum ben, diye mızmızlanırdı. “gerçekten yemek yapmak istiyorum oyunla…” bazen evlere servis ev yemekleri yapan bir yer biliyorum, diyerekten avutmaya çalışırdım ama dinlemezdi.

günün birinde genelde birlikte oynadığımız parkta tek başıma nudes dans yapıyordum ki ağaçların arasından beliriverdi ve şöyle buyurdu: “gidiyorum yalnızlıgımla.” bu kadar afili bir girişe gerek var mıydı ki, diye düşünürken çaresiz “peki, askeri gideceği yer paklarmış.” dedim ve yolcu ettim bizimkini. giderken geri döndü. gözleri kısık, sesi boğuk boğazlanan bir köpek gibi “gidiyorum yalnızlığıma…” dedi. eh, anladık uzatma, diyecek oldum ki birden yok oldu ağaçların arasında.

bunca yıl eminim ki böyle bir afili giriş ve afili çıkış için çalışmıştı, şerefsizim. fazla kafa yormadım yine de.. hemen unutmak lafları çaktım arkasından. neden varsın, falan dedim. artık yoksun, diyerek rahatlattım kendimi.

şimdi düşünüyorum da amma boş şeylerle uğraşmışız be küçükken.. dolabın gıcırdayan kapağı ilgimin dağılmasından içerlemiş olmalı ki daha bir gürültülü gıcırdamaya başlıyor. şimdiki zamana zoraki dönüşüm sırasında vardığım sonucu yitiriyorum.

tuulia notu: bu site şimdilik arama motorlarına kapalı.. sanırım nedeni, yazının başlığından da anlaşılabileceği üzere yeşille belirtilmiş arama motoru girdileri olsa gerek.. bana bunlarla gelme, ey okuyan!


hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Ocak 2010
P S Ç P C C P
« Kas   Mar »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 49,995 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar