voy a bailar cada mañana

Archive for the ‘blog çılgınlığı’ Category

apart dairemde tek başıma oturuyorum. diğerleri nerede bilmiyorum. sanırım dünya barış günü adına düzenlenen dünya barışı ve dostluk maratonu heyecanı içinde bütün şeyler gibi beni de unutup gitmişler. hepsini bir tekil yerine koyup git gidersen, dedikten sonra içimden de “böylede sikiş olurmu?” demiş olma ihtimalim çok yüksek.

neyse sonuçta odada yalnızım. üstelik benim odam bile değil burası. niye kendi odamda oturmuyorum? sanırım kendime oyalanacak işler arıyorum bu odada. kitap mı okuyorum? yoksa dünyadaki çöller üzerine belgesellerle evren ve yaşam vikipedi serisini mi izliyorum? belki de boş boş duruyorum. tam o anda karşımdaki dolabın kapağı yavaş yavaş gıcırdaya gıcırdaya açılıyor. ben kapağı izliyorum, kapak açılıyor. içimden bermuda şeytan üçgeni, diye geçiriyorum bir an.. sonra hemen kendime gelip romantik yerler ya da dünyanın en romantik resmi ne olabilir ki, diyerekten ortamı dağıtma çabaları filan..

eski günler geliyor aklıma birden.. çöl kum ve sex film zamanları… cikcik porno film izleyip çöp adamla sevişme oyunu oynardık bizim hadımla. çoğu zaman tekel bira kokar ve kız oyunları oynamak istiyorum ben, diye mızmızlanırdı. “gerçekten yemek yapmak istiyorum oyunla…” bazen evlere servis ev yemekleri yapan bir yer biliyorum, diyerekten avutmaya çalışırdım ama dinlemezdi.

günün birinde genelde birlikte oynadığımız parkta tek başıma nudes dans yapıyordum ki ağaçların arasından beliriverdi ve şöyle buyurdu: “gidiyorum yalnızlıgımla.” bu kadar afili bir girişe gerek var mıydı ki, diye düşünürken çaresiz “peki, askeri gideceği yer paklarmış.” dedim ve yolcu ettim bizimkini. giderken geri döndü. gözleri kısık, sesi boğuk boğazlanan bir köpek gibi “gidiyorum yalnızlığıma…” dedi. eh, anladık uzatma, diyecek oldum ki birden yok oldu ağaçların arasında.

bunca yıl eminim ki böyle bir afili giriş ve afili çıkış için çalışmıştı, şerefsizim. fazla kafa yormadım yine de.. hemen unutmak lafları çaktım arkasından. neden varsın, falan dedim. artık yoksun, diyerek rahatlattım kendimi.

şimdi düşünüyorum da amma boş şeylerle uğraşmışız be küçükken.. dolabın gıcırdayan kapağı ilgimin dağılmasından içerlemiş olmalı ki daha bir gürültülü gıcırdamaya başlıyor. şimdiki zamana zoraki dönüşüm sırasında vardığım sonucu yitiriyorum.

tuulia notu: bu site şimdilik arama motorlarına kapalı.. sanırım nedeni, yazının başlığından da anlaşılabileceği üzere yeşille belirtilmiş arama motoru girdileri olsa gerek.. bana bunlarla gelme, ey okuyan!

Reklamlar

simurg

garip hissediyorum.. uzun zamandır ilk defa yalnızlıktan hoşlanıyorum.. uzun zamandır ilk defa kendim gibi hissediyorum.. eskisi gibi. kediye soruyorum: bir hayat böyle geçer mi? ateş, çıtırdıyor.. kendime soruyorum: gerçek nedir? çünkü sönen kor hiç gerçeğe benzemiyor.

içimdeki dünya ile dışımdaki dünya bir değil. bir olan var mıdır bilemiyorum. yıkanmış bulaşıklar, yıkanmayı bekleyen bulaşıklar.. sulanmayı bekleyen çiçekler, yıkanmak isteyen balkon.. kimsiniz siz?

yeni karargâhım olarak ilan ettiğim salonda 40 inçlik bir çünlüğe yazıyorum. kediye soruyorum: ciğer vereyim mi? ciğerin kalanı sokak kedilerine gidecek.

ve bir de gözler var.. garip gözler.. ben korkağım.. korkak olmaktansa aptal olmak daha iyi değil mi? siliyorum yazıyorum, yazıyorum siliyorum. sol.. gerçek adı frederick.. biliyorsun, mercury gibi.. onun da gerçek adı… neyse.. sonuç olarak 40 inç üzerinde bütün hareketlerini çözdüm ve insan tek başına oyun oynamaya alışıyor bir zaman sonra.. hayır, vardığım sonuç: bütün bunlar, geniş alan ve 40 inçten kaynaklanan yanılsamalar.

daldan dala atlamak adına: üzerindeki “hand of god” yazılı tişörte anlam veremiyorum.. bildiğin lame yani. godhand yazsa başka hani.. idea of evil mesela.. hatta grifisu..

– bir duygu okyanusu. her insan, ruhunun derinliklerinde, bireyselliğini aşan ortak bir bilince sahiptir. bir tür olarak ortak bilinçleri, onun karanlık tarafı, işte bu kabaran okyanus. ben, bu kabartılardan doğdum, bu dünyanın egosu olarak. bu dünyanın kendisi, ben oluyorum. her insanın yüreğine çöreklenen karanlık. kötülük fikri. işte bu, tanrıdır.

– bu, sadece mutlak bilincin çoklu katmanlarının görünen yüzü. ama biliyorsun. biliyorsun ki bu yer, korkunç derecede insani. şiddet ve yalnızlık… bu yer her türlü bulanık, olumsuz duyguyla dolup taşıyor. insan doğasını tanımlayan irade, aslen budur.

benim tanrım, artık b12.. deniz kuşları hâlâ gülüyorlar.. ve evet, kedinin bir adı var. of

ağır laflar bunlar. taşı bile çatlatır. bütün bağlantılar o kadar ince ve uyumlu ki.. garip.. ben, uyuyamadığım gecelerde kalbimin sesini duymaktan nefret ederim. özellikle yüz üstü yatarken boynumdaki damar yastığımı taciz etmeye başladığında sinirden köpürürüm.

bazı gecelerde sessizce ağlarken kalbimin duracak derecede yavaşladığını, artık hiç duyulmadığını hatırlıyorum. huzur. kendi nabzına bu kadar uyuz olmak ne demek, doktor? sen bilirsin.

neyse, ben martıları dinlerim uyuyamadığım gecelerde.. damında martısı olmayan bir evde yaşamayı hayal bile edemiyorum. belki de bu yüzden martıları seven herkesi sevesim geliyor.. tanrı-çocuğun martıları uğruna ölmesi de kalbimi burktu bu yüzden..

okuduğum kişisel sitelerin büyük çoğunluğu blogger üzerinde.. üzücü gerçeği hepimiz biliyoruz. ama yasaklar her zaman delinir. aptal yetişkinlerin dünyası ne kadar sıkıcı değil mi? neyse ki hâlâ sabahları yataktan kalkmadan bir yarım saat gözleri kapalı hayal kuran insanlar var. yoksa kendimi çok yalnız hissedecektim, çünlük.

blogger kardeşlerime ilahî adalet’ten bolca sabır dilerken kendime de uykusuz gecelerde dinleyebileceğim bolca martı ve izleyebileceğim bir beden diliyorum. hadi bakalım.

sonradan gelen akıl: blogger sorunu için şu küçük ve de basit çözümü önerebilirim.

yağmur benimle konuşuyor.. bu gece sizinle ilk defa samimi olmaya karar verdim sevgili hindibalar ve ebegümeçleri.. şu ilk cümleyi yazdıktan sonra açık pencereye doğru gitmek zorunda kaldım. çünkü yağmur, gerçekten konuşuyor.. o kadar hiddetli ki inanamıyorum, diyorum dışarı bakarken.

gerçi bugün ve yarın için gökgürültüsü ve sağanak yağış, demişti televizyon. biliyorsunuz o da konuşuyor. neyse, sonuç olarak ben pencerede mutlu mutlu bakınırken şimşekler çakmaya devam etti ve bir ara şimdi başıma yıldırım düşse ve odama girseler yazdığım son cümlenin “yağmur benimle konuşuyor.” olduğunu görecekler, diye düşündüm. güldüm buna. ne güzel olurdu len, dedim sonra. olmadı tabii..

yağmur sesiyle orgazm olduğunu iddia eden bir arkadaşım vardı.. benimkisi daha çocuksu bir mutluluk, huzur hatta ama yine de ne demek istediğini anlayabiliyorum.. hatta an-la-ya-bi-li-yo-ruz, öyle değil mi, ilk göz ağrım ebegümeçleri ve sonradan gelen hindibalar?

size bir konuda daha samimi ve dürüst davranmaya karar verdim.. yakında yanınıza hibiskus ve gül de katılacak. böylece bu çünlük de yavaşça şifalı otlar ve şuh çiçekler bahçesine dönecek. ama o kadar çok ihmal ettim ki kendisini yaban otlarıyla bile konuşmaya başlayabilirim yakında.

az önce ağaçlar yerlere eğilirken bizim buralarda kasırga olmaz ki, diye geçirdim içimden. halbuki olsa ne güzel olur. yani buraya kasırga getiremeyeceğimize göre biz kasırgaya gidelim değil mi? zaten türk milletinin kasırga merakı olduğunu hiç sanmıyorum ama bir Hacer Kasırgası gelip böö dese bize arada sırada, şu gâvurlardan eksiğimiz kalmasa, her konuda sidik yarıştırsak? olmaz mıydı, güzel?

böylece abuk sabuk işlerle de uğraşmazdık. mesela şimdi bu işsizler ordusunun bir kısmından Türk Kasırga İsimlendirme Teşkilatı -derneği değil lütfen, koskoca teşkilat olmalı bu!- kurulsa. onlara maaş bağlansa, güzel olmaz mı? bakın ilk ismi ben buldum: Hacer. bundan daha şugarı olamazdı. sonrasında da geriye kasırgaları yurdumuza getirmek kalır ki onunla da bir zahmet büyüklerimiz uğraşsın. benden şimdilik bu kadar.

hibiskus, canım, gülle arandaki bağlantıyı çözücem senin! ona göre.

ayrıca inanmaz notu: hayır, bu yazıyı ben yazmadım. yazdın, diyeni şöyle yaparım; çaldın, diyeni de böyle. ne yazdım ne çaldım; arada işte.. hibiskusla gülün arasında, yani.

öff notu: evet, bence de öff.

kendi yazılarımı okuyunca mutlu oluyorum. kendini beğenmiş miyim neyim?

*I heart huckabees – bir insan bu filmden nasıl nefret edebilir ki?

ben ne cevherler gördüm de böylesini görmedim, çünlük.. sevgili aduket sağ olsun gecem şenlendi.. yıllardır aradığım duygulu, cesur, aşık adamı buldum! hem de benim için yazdığı şarkıyla birlikte! o ne duruş, onlar ne sözler ve nasıl bir hareket yeteneği ki kendimden geçtim.. günlerdir kevin, diye boşuna kendimi yiyormuşum, boşuna zehirliyormuşum..

long live space race !!

Etiketler:

bridget_jones_42.jpg

wordpress yasağı kalkmış diye okudum ya da kimine kalkmış kimine kalkmamış.. gerçi benim için değişen bir şey yok ama vatandaş rüyada eltisini görüp benim çünlüğe ulaşamazsa pek üzülürüm..

komşunun kızı çalışıyormuş; bebeği de olmuş. evli, çocuklu ve kariyerli. akıllıymış. ben değilmişim. yükselen değerlere uyum gösterememişim.. hâlbuki uyum, zekâ göstergesi değil miydi? bundan da çaktık. ben, transeksüel simlerime benim bile giyemeyeceğim alım ve çalımda giysiler indirmekle meşgulken dünya dönüyor; yasaklar geliyor, gidiyor filan..

aslında buraya bridget jones ile ilgili bir şeyler yazacaktım, sonra yine kendimden bahsetmeye başladım.. sıkıldım. dönüp dolaşıp kendini deşmemeli insan. dışarı çıkalım, insanlarla görüşelim, eğlenelim, öğrenelim vs. neyse tavşan kız, hislerime tercüman olan o bakışı benim yerime atıversin.

onun dışında şöyle demek istiyorum: hede hödö vıdı bıdı hıdı hödö hede bödö zart zurt cart curt…

geleceğime not: pırıl pırıl parlayacaksın…

geceyle gelen ek: işler ciddiye biniyor sanki, gülüp geçmek, iki gün sonra geçer, demek.. birilerinin ellerinin, kollarının nerelere uzandığını düşünmek.. adalet mi? eksik olsun, demek..


hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Ekim 2017
P S Ç P C C P
« Eki    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

gezinenler var

  • 50,818 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar