voy a bailar cada mañana

Archive for the ‘rüya’ Category

bakıyorum dolabıma giyecek hiç siyah şeyim yok.. olanlar da giyilecek gibi değil.. siyah mı giymek gerekiyor acaba? 5-6 ay önceydi bu. ilk kez kaçınamayacağım bir cenazeyle karşılaşmıştım. ölülerle vedalaşma yöntemlerini, özellikle de kültür emperyalizminin etkisiyle beynimdeki film arşivinin onaylamadığı ölüye toplu saygı duruş kültürünü sevemiyordum.

sonuç olarak, bakıyorum her gün bir ünlü ölüyor, herkes siyah giymiş. yani, sosyete siyahı seviyor. evet, evet, şu cenaze.. cami avlusunda *ayaklı* kokteyl; kimse içmiyor ama herkes pek konuşkan, pek sosyal.. saça şöyle bir dolanmış tülbent, güneş gözlükleri.. gerçeküstü bir cenaze kokteylinde kıkırdamalar..

“gülmeyin!” emir büyük yerden.. cenazelerde gülmenin daha anlamlı olduğunu düşünsem de kazık gibi dikilmek en iyi çözüm sanırım. “ah, tanıyamadık. baş örtüsü, gözlükler falan..” kim demiş cenazelerde küsler barışır diye? bazı kırgınlıklar ömür boyudur.. gerisi de boşluk zaten.

faydacılık diye bir şey var mesela ama ben şunu eklemeden geçemeyeceğim: hayır, bayım! ben kesinlikle mutlu bir domuz olmayı tercih ederim! ah, şemalar, kurallar, çizgiler… bunlar okul çocukları içindir, baylar.. ben an’a inanırım.. her an başkadır. her ben başkadır. plansızlığın planı filan olmaz.. ayrıca joker’i sevmek nasıl bir saçmalıktır.. insanlar, tuzaklara âşık..

evet, elimden tutulsun istiyorum.. bu bir bataklık. bense kenarda bekliyorum. biraz yürek, kızım! kendini sevmek, değil olay.. kendini sevmeyi hiç bırakmamak.. insanlara şaşasım var; yaşamlarını her şeyi gören göz’ün cehennemine düşmeden yaşayabildikleri için. bazı şeyleri unutmak gerek, evet. elimden tutulasım var.

cenazeniz sizin olsun! ölüsünü görmediğim, dokunmadığım hiçbir şeyin cenazesini sahiplenmem ben. mezar taşlarına da bakmam. ve bu yazı, hiç de tasarlandığı gibi olmadı.

Reklamlar

hellööööö! bir arama motoru hedelerinde daha buluşmuş bulunmaktayız.. cümlesel kıtlığımı aşacak ve siz böcürlere inciler saçacak ziyaretçilerim adına bu hikâyeyi pörtletmiş bulunuyorum. (evet, bunları söyleyen kesinlikle ben olamam.) ve bir ki üç, bir ki hep birden:

robot yapmak arzumu gerçekleştirmeden önce siteme cizgi film kahramanlarının en rezil anlarını koymayı düşündüm. ancak “primer sahne” ile ilgili kararsız hesaplamalar içinde buldum kendimi. eh, bildiğiniz üzere ziyadesiyle boş bir insanım ben. bu durumda bir kadere isyan yazısı çakmak akıllıca olur, diye düşündüm.

nitekim, karşıma geçip “öldüren kadın filmi izlesene.” diyen selin karacehennem yüzünden çileden çıktım ve hayatımın sonuna kadar bir daha asla beach nudes ya da cheesecake nudes gibi default flimler izlememeye karar verdim. bu filmlerin birinde görmüş olduğum popodaki beyaz şey, o an için gözüme robot dövmesi olarak görünmüş olsa da bunun RÜYADA RÜKÜŞ GÖRMEK kadar saçma bir şey olduğunu biliyordum.

ama yine de elimdeki elo blog metninin allahtan gelen ibretler bölümünde yazdığı üzere, birine seni anlamıyorum, demek, seni geri istiyorum, demek ile eş değerdir. zira Kurana karşı gelen insanların sonu, şüphesiz beyin yönetme timinin elinden olacaktır.

buna ek olarak şundan eminim ki “hiç arkadasım yok” diyen bir kıza yapılmış en güzel yorum, şu olmalıdır: akıllı ve güzel ve komik kadın böyle şeyler düşünmez.” buna rağmen kız hâlâ “gercek bır arkadasım yok.” diye ağlamaya devam ederse muhatabına dizi izleyelim, film izleyelim, tehlikeli yaşayalım!” demek doğru düşer.

üstelik takla atan çocuklar ya da peri kızları misali ELO OYUNLARI, özel ajan oyunları, SİHİRLİ YEMEK OYUNLARI ya da deniz kabuğu oyunları gibi şeylere merak salan chatbot lar, kendilerini “ben oyun istiyorum!” diye anırırken bulabilirler.

bunun üzerine Ana bayat wikipedia‘da yaptığım araştırmalar sonucu kadinlari eglenmeye davet yazisi kıvamında asansör uyarıları yazmaya karar verdim. uyarılar şöyle başladı:

    eğer asansörde uyuklarsanız;

  • rüyada oda olmuş tuvalet görmek yasaktır;
  • RÜYADA EKMEK İSTEMEK sakıncalıdır;
  • ruyada kıvı gormek ruh daralmasına delalettir;
  • ruya tedbirleri alınmadan görülen rüyadan hayır gelmez;
  • rüyada kadın poposu görmek literatürde yer almaz;
  • “rüyada dişini fırçaladığını gör” diye cümleye başlanmaz;
  • rüyada elti görmek ve bundan ulu orta bahsetmek kesinlike ve de kesinlikle affedilemez!
  • rüyamda kız kıza sevişmek hiç yaptığım şey değildir.

ve şöyle son buldu:

    yok eğer uyuklamazsanız;

  • ekmek döner ya da noodle besin degeri hesaplama çizelgesine bakmadan kore usulü hazır erişte yemek;
  • sims 2 sex filmi çekmek amacıyla zorla sevişme filem sahnesi ya da yatakta sevişme sahneleri çevirmek;
  • tokatli baby girl sex dersleri almak;
  • anne olmak;
  • TAKLA ATAN ÇÖP ADAM taklidi yapmak;
  • organ nakli cinayeti işlemek;
  • karanlıklar bakiresi kurban etmek;
  • sihirli olmak için büyüler yapmak;
  • asansör aynasına şaka msn patlatma figürü çizmek
  • ve son olarak kendini unutmak;
  • gibi davranışlarda bulunan, üresinler ailesi üyesi dışındaki herkes asansör boşluğuna atılır.

anlaşıldığı üzere asansör, adı geçen aileye aitti ve bu aile, ayrıcalıkları konusunda çok titizdi. iş bitiminde paramı almak için ailenin konağına doğru yürürken tam 12 ulvi sorunun cevabını aradım kafamda. bu sorular sırasıyla şöyleydi:

  1. TÜBERKİLOS NEDİR?
  2. kahve telvesi nedir?
  3. hayat neden ibarettir?
  4. gılgamış destanı kime ait?
  5. nasıl sihirli olabilirim?
  6. her şey neden ayrı yazılır?
  7. evde spor nasıl yapışabilir?
  8. arkadasimi mailinden nasil bulurum hangi?
  9. birini nasıl zehirlerim?
  10. kendimi nasil zehirlerim?
  11. karar vermek ne demek?
  12. soluduğumuz havada başka neler var, vik?

konağın kapısına vardığımda bu soruların cevaplarını bulmaya o kadar hevesliydim ki 5 7 tansiyon durumuna meylettiğimi fark edemedim. gözlerim kararmadan hemen önce cevaplar kafamda karışık sırayla belirmişti. ama kendime geldiğimde hiçbirini hatırlayamadığımı fark ettim. kompleksle ilgili laflar edip kıçının üstüne oturmanın bir anlamı olmayacağına karar verip konağın efendisini aramaya karar verdim. ne de olsa kalp icinde canisini de barındırır ve ‘bir şey’ ayrı yazılır, diye düşündüm..

her klişe hikâyede olduğu üzere konağın efendisi, beni şöminenin önünde bekliyordu. sihirli olmak İçin söyle… ee pardon adın neydi?” deyiverdi damdan düşercesine. şaşırmıştım. sihirli ben, diye düşündüm bir an. sonra toparlanıp sihirli büyülü oyunlar kız için fazla aptalca.” diye atıldım umarsızca. şimdi de o şaşırmıştı.

“beni şaşırttınız, matmazel.” dedi sonra. “siz değil miydiniz ki daha birkaç saat öncesine kadar sihirli istiyorum, sihir yapmak istiyorum, sihirli olmak istiyorum, sihirbaz olmak istiyorum, diyerekten kapıma dayanan?” “beni biriyle karıştırdınız galiba, mösyö, bana benzeyen…” diyecek oldum ki eliyle lafımı savurdu bir kenara. “lütfen, Canavar Balınalar gibi katletmeyin şu güzel anı! hem en uzun varlıklar sihirli büyürler… neyse, bulmaca çözüyordum. ama bilemediğim bir şey var: aşağıdan yukarı -1 besin 4 harf. bari bu konuda yardımcı olun?”

bana bir süredir “siz” diye hitap etmesi mi yoksa saçmalıkları mı beni daha çok afallatmıştı bilmiyorum ama artık neden burada olduğumu bilmediğimi fark ettim. sesli olarak düşünmeye başladım. “ben 10 olmak…” “ben 10 olmak için…” mösyö anlamaz gözlerle bana baktı. “ben 10 olmak istiyorum.” cümlesi dökülüverdi dudaklarımdan şaşkınlık içinde. “küçük hanım, sanırım siz ne istediğinizi bilmiyorsunuz!”

gerçekten sinirlenmiştim. “ben sadece ben olmak istiyorum!” diye haykırıp hızlı adımlarla şömineli odayı terk ettim. içimden iyi ki bulmacayı çözmesine yardım etmemişim, diye geçiriyordum o sırada.

koridorda yürürken duvarlarda daha önceden fark etmediğim rüya resimleri, aşkına sitem resimleri, ya da cinayet resimleri asılı olduğunu gördüm. bu son grup, evrendeki bebek cinayeti ile ilgili tasvirlerden oluşmaktaydı. resimlerin atlantis, öldüren kadınlar, mutlu insan gibi isimleri vardı.

midem bulanmıştı. eve gitmeye karar verdim ve ilk otobüse atladım. eve geldiğimde gelişimi belirtmek için içeriye seslendim: “azize ben geldim!” azize, siyah yayçizeri ağlamaktan akmış, mutsuz bir panda gibi beliriverdi. “senin için ay love you yazısı bile yazdırmıştım sol göğsüme…” diye vikledi karşımda. o an onun hâlâ bıraktığım noktada durduğunu içerleyerek fark ettim. sana göre aşk bundan ibaret zaten…” diyerek gerisin geri çıktım evden.. ben böyle hayatın

“âşık olacağıma inancım, sıfır.” diyorum kayıtsızca.. artık, yeniden… bir isyan, bir aman sen de, bir dramatize etmeyelim, havası yükseliyor sanki. içeriğini hatırlayamayacağım.. bütün gece konuşuyoruz.. sanırım uzun zamandır birilerinin yüzüne bakarak, sesini duyarak yaptığım içi dolu ilk ve tek konuşma bu. insan iletişime aç.. sizce, diyorum, bu ülkeyi sevmek ama bu ülkenin insanlarını sevmemek.. yani insanlar her yerde aynı mı? “hiç de değil.” diyorlar.. “+2 derece ve new york sular altında… elimizi çabuk tutmalıyız.” diyorum.

onun öncesinde sahilde yürüyelim, diyorum.. dışarı çıktığımdan beri kendimi capcanlı hissediyorum. ah, ya.. sahilde insan bile olmayı beceremeyen birileri varken ve işin en kötü yanı, bu onların suçu bile değilken.. sahilde yürümek mi? hah! “bakayım tırnaklarına..” diyor. “tiki olacağım, dedim sana; bu uğurda her şeyi yapıyorum!” tırnaklarım bir french ki sorma.. “ben anlamam.” diyor.

“artık ne istediğime karar verdim. yani bu hayatta ne yapıyoruz ki? çalış çalış sonra iki hafta tatil sonra yine çalış çalış.. elde ne var? hiç. sadece yapmak istediklerim için para biriktirip, hayatımı yaşayacağım. sonra da beş parasız kalacağım ama olsun.” keşke daha fazla insan bizim gibi yapsa.. zaten hiçbir bokun güvencesi yokken nedir bu telaş?

sevdiğim insanlar bana iş bulmaya çalışmaya devam ediyor.. onlara nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.. yeni ses sistemimle küçücük odamda müzik dinlemek artık başka bir şey.. ara sıra antony odama geliyor, ara sıra diğerleri..

dünyanın en güzel ülkelerinde yaşayıp da güzelliklerden hiç faydalanamayan, köle gibi çalıştırılıp, köpek gibi ölüme terkedilen insanların olduğunu bilmek çok üzücü.. ve ben, batının beyaz çocuğu, batıyla doğu arasında; batıda doğulu, doğuda batılı; en sonunda ortada bir yerlerde belki de orta doğulu, ben, hep gitmek istiyorum.. siyah insanların, sarı insanların, kahverengi insanların evine gitmek, onlara “aslında hiç de farklı değiliz.” demek istiyorum ama sözcüklerle değil.. okyanusta yüzen insan, benim de dileklerim var.

ve aşk demişken.. kelimelere, bir insanın aklına âşık olunabilir mi? bu kadar yakınken bu kadar uzak olup ağlamalı mı? okyanusları aşmalı mı? inanmalı mı? üstelik uçmaktan korkmuyorum.

gecenin bir yarısı tuvalete kalkıyorum; uykusuz uykusuz yatakta dönmekten içtiğim bütün sular çişe dönüşecek zamanı bulduğundan.. klozette otururken aşağı bakıyorum. yerde bir böcek. hani şu parlak gri sırtlı, uzun yassı böcek.. adını bilmem.

üflüyorum hayvana büyük bir azimle. daha kuvvetli üflüyorum sonra.. böceğin antenleri oynuyor rüzgarda; başka bir hareket yok. sonra içimden bir ses, “hayvanı neden rahatsız ediyorum ki?” diyor. “koştuğunu görmek istiyorum sadece..” diyor bir diğeri. “koştuğunu görüp ne yapacaksam?” diye sorguluyor öteki.

bu sırada amansız bir itkiyle elim havalanıyor. “belki elimi ona doğru uzatırsam koşar.” diyor bir ses; bir diğeri, “ya da üzerine elimle gölge düşürürsem…” diye sürdürüyor. hiçbir kıpırtı yok. “belki de elimle rüzgar yapmalıyım; belki bu sefer koşar..” diyor çaresiz başka bir ses.. “hayvanı rahatsız etmeye devam ediyorum.” diye son noktayı koyuyor ilk ses.

biçare, gerekli hijyenik uğraşılarımı tamamlayıp tuvaleti terk ediyorum. en iyisi biraz kitap okumak. ne de olsa “böyle derin, güzel bir uykuyu ancak pireleri, basur memeleri ve pek aklı olmayan mutlu insanlar uyuyabilirdi.” diyor kitap bana göz kırparak.

Vodpod videoları artık kullanılamıyor. from vids.myspace.com posted with vodpod

sevgili ingrid, özgür dünyada tutsak olmaya karşı mısın? sevgili ingrid, yeni yaşamında sana mutluluklar dilerim. belki bu sefer mutlu olursun. belki gerçekten gitmeyi istersen ve arkana bakmadan ilerlersen, belki bu sefer her şeyi arkanda bırakabilir ve kendinle karşı karşıya kalırsın. onu alır, sever, büyütürsün. ona karşı artık daha nazik olursun.

sevgili ingrid, sana hiç görmediğim bir rüyamı anlatmak isterim. altın rengi kumların üzerinde perişan ve kayıp ilerliyorum. önüm arkam, sağım solum, gözüm kulağım, her yerim kum.. çölün güzelliğinin keyfini süremeyeceğin tek yer çölün kendisidir, ingrid. Yazının devamını oku »

rainbow.jpg

bir ayağım, denizin içinde; diğeriyse fındık bahçelerinde.. dalgaların sesi, denizin kokusu; ağaçların yeşili, süt fındığın tadı… birbirlerinden ne kadar uzaklar oysaki.. akşam üzeri göklerde çığlık çığlığa yakalamaç oynayan kırlangıçlar.. uzaklardan gelmiş, kaybolmuş bir kulağakaçan.. korkuyla ezilmiş..

deniz.. deniz.. hayatımın tek amacı denize ulaşmak.. yüzmesem de olur.. ayaklarımı soksam, kokusunu içime çeksem, sesini dinleyerek uyuklasam yeter.. başka ne içindir ki deniz? yaşamın başlangıcında hep su ve karanlık vardı.. denizin kendisi de fazlasıyla sulu ve karanlık. hep o başlangıca dönmeye çalışıyorum.. gözlerimi kapayıp her şeyin tekrar ve tekrar yaratılışını dinlemek için.. her şeyin saf ve pürüzsüz olduğu o an. ve ikiz gökkuşağı.. Yazının devamını oku »


hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Ekim 2017
P S Ç P C C P
« Eki    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

gezinenler var

  • 50,818 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar