voy a bailar cada mañana

Archive for the ‘gelecek’ Category

yakuza_girl

birkaç bir şey oluyor.. mesela yakuzanın kızı, roman yazıyor. 1 kamer, 2 kamer daha, eder 3 kamer.. 3 kamer, bir gecede milyonları yoldan çıkarabilir.. bir de dolunayda devriye polisi olmak, her daim adrenalin demek.. hmmm yakında her yer, roma açık şehir olacak.

gerçekten.. işte olan bu. sonuç olarak, bütün yanılsamalar yok olmaya mahkûm.. peki, sokağımda armonika çalan çingene çifte para veriyorlar mı? âşıklar, balkonlara çıkıp birbirlerine sarılarak neşe içinde sallanıyorlar mı? mahallede yeni yeni veletler türemiş.. her sene 30’a biraz daha yaklaşırken ve etrafımdaki mutlu çiftlerin 5 sene içinde bir anda boşanabileceğini görürken, kendime seçmece velet koleksiyonu yapmayı anlamsız buluyorum.

mutlu değiliz. mutlu olamayız. çünkü “gülerken bile yürek, kederlidir ve bu neşenin sonu kasvettir.”1 ve hiçbir şey daha iyiye gitmeyecek. eminim ki tanrılar, bu insanlar çok gürültü etmeye başladılar, diyorlar yine.. evet, tarih ve tekerrür, el ele, bizi gezmeye götürmeye geliyor.. gezmelerden gezmelere geçeceğiz; gezmelere doyamayacağız..

sakın korkmayın.. babetin modası geçmediyse bile, güneş şemsiyelerinin modası çoktan geçti.. çünkü artık hepimiz varoşuz ve güneş kremleri her marketin rafında mevcut. peki ya “peşinden gitmesini bilen herkes için güneşte bir yer vardır.” derken şair, o güneşlerde yanmamış mıdır?

anne karnında yamyamlık.. buna saygı duyarım. yarın yine doktorlara gidilecek..

Reklamlar

aslında boş insan olarak yaşadığım hayata nasıl darbe vurulduğunu; çok oturdun sen, gel bakalım, denilerek nasıl zorla iş sahibi yapıldığımı anlatacaktım ama hâlâ çok şaşkınım.. herkes çok methediyor, çok beğeniyorlar, şakşaklıyorlar..

dünyanın bütün boş insanlarına sesleniyorum: üzgünüm, sizi yarı yolda bıraktım.. aslında üzgün filan değilim.. ama uzun zamandır ilk defa geleceğim için kaygı duyuyorum. “artık normal bir insansın.” dedi bana. nostaljik bir durum var ortada.

bu yüzden kendime sizin adınıza bu şarkıyı hediye ediyorum. sözlere eşlik ediniz:

canta per me ne addio
quel dolce suono
de’ passati giorni
mi sempre rammenta

la vita dell’amore
dilette del cor mio
o felice, tu anima mia
canta addagio…

tempra la cetra e canta
il inno di morte
a noi si schiude il ciel
volano al raggio

la vita dell’amore
dilette del cor mio
o felice, tu anima mia
canta addio…

veee notu: yakın zamanda bir “anime müzikleri örnekli incelemesi” çalışmasıyla karşınıza çıkmayı amaçlıyorum, falanlar filanlar..

berserk evreni.. miura bir bakıma diyor ki tanrı, her insanın yüreğine çöreklenen karanlıktan doğar.. arzulanan tanrı. kötülük düşüncesi. aslında bu sadece berserk değil.. burası da böyle.. her yer böyle.. 20 senedir devam eden bir evren bu ve nereye gittiğini göremiyorum.. umarım tamamlanmadan yaratıcısından mahrum kalmaz.. şu an için tek endişem bu..

annem, “yalnız kalacağından korkuyorum.” diyor. geleceğim için bu kadar endişesiz olmam, ona anlaşılır gelmiyor şüphesiz.. bazen acilen para kazanmaya başlamam gerek, diyorum. bazıları, ayrıntıları sonra konuşuruz, diyor.. ayağıma gelen işlerle yaşamaya devam ediyorum. bir şey değişmiyor. aptal bir test, “risk almaktan korkuyorsunuz.” diyor.

halbuki sürdürdüğüm bu yaşamla en büyük riski almış oluyorum. bu, bir kumar. herkes için aynı. şu anki en büyük sorunum, anime izleme hızımla bu animeleri indirme ve yükleme hızımın eşleşmemesi.. ve bu yazıyı yazıyor olmamın tek nedeni de şu an izleyecek animenin olmaması..

o hâlde şöyle başlayalım: novem’in ölürkenki itirafı, kyuzo’nun boku bokuna ölümü, L’in kabul edilemez yenilgisi ya da kabullenişi, chloe’nin gereksiz ölümü.. evet, sanırım bu kadar.. genel olarak protagonistlerden nefret ediyorum.. hepsi zavallı, aşırı duygusal ve az gelişmiş.. onların olgunluğa giden yolculuğuna tanık olmak istemiyorum.. bunun altında pek çok neden yatıyor olabilir..

mesela arkadaşlarımı da hep kendimden daha iyi gördüklerim arasından seçme ihtiyacım.. bu yüzden çok az arkadaşım olması.. ah, bu kibir! değil mi? “beğendiğim bir sürü şey var.” diyorum. “vincent?” ah, yeşil gözlü cengâver mi? adını da unutmamış. gözlerin güzelliği o yeşilin gerçek dışılığıı..

antagonistler her şeyin daha iyisini bilir, her zaman serinkanlıdır ve her durumdan sıyrılmasını becerirler ama neden, neden hep ikinci plandadırlar? sahneyi ilk terk eden hep onlar olur. benim sevdiklerim false protagonist dedikleri.. evet, onlar fazla zaman geçmeden ayak altından çekilecek olan ve karşı geldiklerinin karşısında eğilecek olanlardır.. nihahhaha mı acaba? bu nasıl bir yazı ki şimdi?

“âşık olacağıma inancım, sıfır.” diyorum kayıtsızca.. artık, yeniden… bir isyan, bir aman sen de, bir dramatize etmeyelim, havası yükseliyor sanki. içeriğini hatırlayamayacağım.. bütün gece konuşuyoruz.. sanırım uzun zamandır birilerinin yüzüne bakarak, sesini duyarak yaptığım içi dolu ilk ve tek konuşma bu. insan iletişime aç.. sizce, diyorum, bu ülkeyi sevmek ama bu ülkenin insanlarını sevmemek.. yani insanlar her yerde aynı mı? “hiç de değil.” diyorlar.. “+2 derece ve new york sular altında… elimizi çabuk tutmalıyız.” diyorum.

onun öncesinde sahilde yürüyelim, diyorum.. dışarı çıktığımdan beri kendimi capcanlı hissediyorum. ah, ya.. sahilde insan bile olmayı beceremeyen birileri varken ve işin en kötü yanı, bu onların suçu bile değilken.. sahilde yürümek mi? hah! “bakayım tırnaklarına..” diyor. “tiki olacağım, dedim sana; bu uğurda her şeyi yapıyorum!” tırnaklarım bir french ki sorma.. “ben anlamam.” diyor.

“artık ne istediğime karar verdim. yani bu hayatta ne yapıyoruz ki? çalış çalış sonra iki hafta tatil sonra yine çalış çalış.. elde ne var? hiç. sadece yapmak istediklerim için para biriktirip, hayatımı yaşayacağım. sonra da beş parasız kalacağım ama olsun.” keşke daha fazla insan bizim gibi yapsa.. zaten hiçbir bokun güvencesi yokken nedir bu telaş?

sevdiğim insanlar bana iş bulmaya çalışmaya devam ediyor.. onlara nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.. yeni ses sistemimle küçücük odamda müzik dinlemek artık başka bir şey.. ara sıra antony odama geliyor, ara sıra diğerleri..

dünyanın en güzel ülkelerinde yaşayıp da güzelliklerden hiç faydalanamayan, köle gibi çalıştırılıp, köpek gibi ölüme terkedilen insanların olduğunu bilmek çok üzücü.. ve ben, batının beyaz çocuğu, batıyla doğu arasında; batıda doğulu, doğuda batılı; en sonunda ortada bir yerlerde belki de orta doğulu, ben, hep gitmek istiyorum.. siyah insanların, sarı insanların, kahverengi insanların evine gitmek, onlara “aslında hiç de farklı değiliz.” demek istiyorum ama sözcüklerle değil.. okyanusta yüzen insan, benim de dileklerim var.

ve aşk demişken.. kelimelere, bir insanın aklına âşık olunabilir mi? bu kadar yakınken bu kadar uzak olup ağlamalı mı? okyanusları aşmalı mı? inanmalı mı? üstelik uçmaktan korkmuyorum.

herkes bir yerleri arıyor. herkes bir yerlere gitme derdinde.. belki de herkes değildir.. belki de sadece ben ve benim gibi doyumsuz yaratıklardır. ben nereyi arıyorum? benim vatanım nerede? reklamda dedikleri gibi: “vatan, doğduğun yer midir, doyduğun yer midir?” çok şükür, doyuyorum..

ancak bu doyma ile kastedilen şey ne ola ki? karnın doyması mı? her zaman aç olabilen bir insan olarak karın tokluğunun kıymetini bilecek kadar büyüdüm sanırım.. peki ya doyurmam gereken diğer şeyim? ruhum? Yazının devamını oku »

şöyle bakıyorum da hangi aylarda kaç yazı yazmışım diye, en çok yazdığım ve dolayısıyla en çok saçmaladığım zamanlar, en yalnız hissettiğim, en kıpır kıpır olup da evde tıkılıp kaldığım zamanlarmış meğer.. aslında ben bunu yazarken de biliyordum da sanki daha yeni anlamış gibi yapınca daha bir hoh oluyor. hoh nedir, diye sorma ne olur.. Yazının devamını oku »

sevgili çünlük, bilir misin? yeni yıl dilekleri her yıl dizi dizi dizilirler; liste halinde uzarlar.. böyle bakarsın o listeye, “bunu yapcam, şunu yapcam” dersin dudaklarını büke büke..

sen daha bir yaşına bile basamadın ama neler görüp geçirdin şu wordpress hayatında, öyle değil mi? kim bilir senin hayallerin nelerdi? ah, çünlük ben yine neler düşünerek geldim şu sayfaya ve yine neler yazıyorum. insan bu kadar unutkan olmamalı. aslında kabahat her işi aynı anda yapmaya çalışmamda. doktora gidip “doktor söyle bana neden aklım dağılıyor oraya buraya?” demek istiyorum. versin bir ilaç. sade bir ilgi odağı belirleyip hayatımı ona odaklanmış şekilde geçireyim.

ama benim yeni yıl için dileklerim arasında bu yer almıyor. çok daha maddi şeyler imgelemekle meşgulüm ben. kafamda inanılmaz tasarılar yapmaktayım. hayır, duyan da gerçekten olan eden bir şeyler var sanır. ama olan bir şey de yok. sadece büyük filozof vivienne westwood‘un sözünü yerine getirme çabasındayım.

ne de olsa bu dünya sadece imgelerden oluşmakta.. bu yüzden rüyalarım gerçek hayattan daha eğlenceli. e, filmler, kitaplar ve hatta müzik de..

başarı.. ne kadar yanıltıcı ve tehlikeli bir kavram. out of the blue (sky) hatta.. mavinin ortasından der bazı kendini bilmezler.. ama sen biliyorsun, çünlük. benim bilmediklerimi bile biliyorsun.

bir de video killed the radio star diye içler acısı bir gerçeklikte bir şarkıcık vardı hani.. bunun videosu da var.. ne de olsa her şey imge değil mi?

evet, kapatıyoruz, arkadaşlar.. hadi herkes evine.. söyleyecekleriniz varsa başka zaman artık..

not: ben bugün msn’den öpücük aldım, çünlük.


hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Ekim 2017
P S Ç P C C P
« Eki    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

gezinenler var

  • 50,818 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar