voy a bailar cada mañana

mut mut armut

büyük bir parti verilmekte, nedense ben ya davetli değilim ya da ilglilenmiyorum. ama ilgilendiğim bir şey var ki o da gecenin pek yakışıklı DJ’i.. böyle kendisini görebilmek için sütunların arkasından bakıyorum partinin olduğu alana. benim yanımda bazı insanlar var, onlar da izliyorlar kendinden geçercesine dans eden yüzlerce insanı.

sonra sevgili DJ amca, bayrak dağıtıyor benim yanımdaki insanlara. onlar da tepinerek ve bayraklarını sallayarak sevinçlerini belli ediyorlar. sonra nasıl olduysa beni sütunun arkasından görerek işaret ediyor; ben de bir bayrak kazanmışım. ben çok şaşırıyorum; bayrak benim neyime, diye düşünüyorum.

neyse bayrağım geliyor. diğerlerinin iki karışlık bayraklarının yanında benim çarşaf boyutlarındaki bayrağım gelince haklı olarak “n’oluyoruz yahu?” diyorum. bayrak güya fenerbahçe bayrağı imiş, ama nedense siyah-kırmızı aslana benzeyen bir arma var. neyse, diyorum, illaki seveni vardır çevrede, ona veririm, diye düşünüyorum bir yandan bayrağımı direğine sararken.

bu arada diğerleri bayrağımı kıskanarak izliyorlar, “bu haksızlık! bu salak kız o bayrağı hak etmedi.” diye düşündüklerini duyar gibi oluyorum.

sonra parti bitiyor. eh, tabii etrafı toplamak lazım. bakıyorum her yer tabak çanak… mutfağa gidiyorum, bir de ne göreyim! bizim DJ amca, zamanın ünlü internet simalarından bir hatunla sarmaş dolaş. ühü, bu sanal şöhret gacısı benim erkeğime nasıl kanca takar yahu? diye üzülmüyor değilim tabii ama “iyi insanlar, şimdi kalp kırmaya gerek yok, hem belki arkadaşlardır canım!” deyip etrafı toplamaya devam ediyorum ben.

onlar kendi aralarında konuşurken arada benimle de laflıyorlar, aslında ben pek konuşmuyorum, ama yine de beni hiçe saymamaya, konuşmaya çalışmaya devam ediyorlar. yaban mıyım neyim yahu? en son, hatunun kolu bizim yakışıklı DJ’in boynunda bana gülümsüyorlar, ben de onlara gülümsüyorum ve ışığı kapayıp onları mutfakta yalnız bırakıyorum. artık umudum kalmamış.

sonra neden bilinmez, gece kalkıyorum mutfağa gidiyorum yine, bakıyorum her yer yine tabak çanak, yine toplamaya başlıyorum. bizim amca tezgâhta tek başına oturuyor. internet ünlüsü ablamız da gitmeye hazırlanıyor. ben bulaşık makinesini açıyorum, raflarına bir şeyler diziyorum bir bakıyorum bunlar soyulmuş armut dilimleri, yemeye koyuluyorum. bunu gören DJ amca hemen istiyor bir tane, ona da afiyetle yediriyorum. mmm aman da aman.

rüyanın sonuna doğru sadece arkadaşı olduğunu öğrendiğim internet ünlüsü bize el sallıyor ve gidiyor. daha ağzımızdaki armutlar bitmemişken mutfakta yalnız kalmanın keyfini öpüşerek çıkarıyoruz sevgili DJ’imle.

sonra nedense ben adamı mutfakta bırakıp içeriye gidiyorum. annemle erkek kardeşim, kanepeye yayılmış televizyon izliyorlar. haberlerde hararetli bir şeyler anlatılıyor. “neler oluyor?” diyorum. kardeşim, “haberin yok mu bütün ülke çalkalanıyor.” diyor. bir şeyleri geri çekiyorlarmış, ya da bazı kararlar veto ediiliyormuş bir şey bir şey bir şey. sonra annem “hepsi AB’ye girebilmek için, girersek iyi olur. belki o zaman sevişebilirsin.” diyor. haydaaa, diyorum içimden, AB’nin benim seks hayatımla ne ilgisi var yahu? AB’ye girince topluca cinsel kaynaşma izni mi çıkacak?

ben salak salak bunları düşünürken, mutfakta bıraktığım gürbüz DJ’imiz çıkageliyor, tutuyor elimden ve beni mutfağa götürüyor. buraya gel bakayım, diyor, daha işimiz bitmedi. ahahay! kimin ihtiyacı var AB’ye ayol?

2 Yanıt to "mut mut armut"

rüya tandırları serimizde sondan başa doğru fütursuzca gitmeye devam ediyoruz.

af buyrun barrak gibi pardon bayrak gibi bir başlangıç. barrak dediysek kötü anlamda değil, rüyada fırfırlı bişeyler görünüyor.

diğerlerinin iki karışlık bayrağına karşı şairin çarşaf gibi şeyi haşmetli ve görkemli görüküyor. siyah kırmızı arma da milan a.c. arması inceden sanki. berlusconi tarzı bi şeyler dönüyor burada.

bir de ünlü internet siması kimdir kardeşim, internet mahir ve otisabi dışında internet celebrity’si üretmemiş bi toplum olarak bu rüyadaki abla kimdir, eseri nedir.

konjonktürel gelişmeler ışığında bu rüyayı irdelersek, kurcalar kanırtırsak, kazırsak (günlük hayatın arkeolojisi gibisinden) herhalde altından kazı kazandan tencere çıkması misali, soros çıkabilir. evet bence bu rüyayı soros destekli medya gördürüyor bize.

“hepsi AB’ye girebilmek için, girersek iyi olur. belki o zaman sevişebilirsin.” olayına bir yorum bile yapamıyorum. zeitgeist’a bu kadar tercüman olan bir kelam, olması gerektiği gibi toplumsal bilinçaltımızdan bu mecraya akarak kendine bir ses buluyor. evet ulan bi girsek AB’ye. var ya.

armutlar ölmesin, şeker de yiyebilsinler.

sarkozy’e de rüyam girsin.

şu milan olayına ayabilseydim belki de bahis olaylarına dalmış ve bir miktar kaldırmıştım bile… bir hafta öncesinden kabak gibi gelmiş, buyurmuş resmen rüyada.. peeh ben hâlâ işin armudundayım. valla olacak şey değil.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Eki    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 48,544 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar

%d blogcu bunu beğendi: