voy a bailar cada mañana

ekmek aşkına

ekmekbir yerden eve geliyorum. sanırım çok açım. evde çok fazla ekmek var; hepsi de çok güzel. annem çok yemememi söylüyor. ama çok güzeller; birkaçını alıp kaçırıyorum ve mideye indiriyorum.

sonra sokakta bir yerlerde ellerim ceplerimde dolaşırken buluyorum kendimi. aklım hâlâ ekmeklerde. bir yerlerde bir tane daha olduğunu hatırlıyorum; oraya doğru yol alıyorum. ev gibi geliyor ama değil. sonra bir anda kardeşim de yanımda bitiyor. onunla bir sürü tasarı yapıyoruz. sonra sandık gibi bir şeyi açıyoruz; sanırım ekmeği buluyoruz.

ama sonra pencereden bir adam bağırmaya başlıyor; bizi hırsızlıkla ya da izinsiz girmekle suçluyor. telaşlanıyoruz ve oradan kaçmaya çalışıyoruz. sanki ara sokaktaki bir çöp kutusunu karıştırıyormuşuz gibi geliyor bana. adam, ardımızdan bir sürü küfürler ediyor.

şimdi işlek bir caddedeyiz; koşuyoruz tüm gücümüzle… sonra bir anda duruyoruz; polisler karşı kaldırımdan geliyor. bir duvara yapışıp bekliyoruz; önümüzden geçip gidiyorlar. bizi tanıyacaklarından eminim ama tanımıyorlar. ben hemen fırlıyorum ve yine koşmaya başlıyorum. yine polis… bu sefer bir bankamatiğin önünde duruyorum; önüme bir kadın geçiyor; sanki onun arkasında sıra bekliyormuşum gibi yapıyorum. polisler, yine geçip gidiyorlar.

yön değiştiriyorum; geniş ve işlek caddeden karşıya geçmeye başlıyorum; olanca gücümle koşuyorum. caddenin karşısının cadde ile ilgisi yok: aşağıda geniş ovalar, yeşillikler ve geniş bir kumsal var. atlıyorum; yuvarlana yuvarlana aşağı iniyorum. aklım hâlâ polislerde; beni arayıp bulamayacaklarını umuyorum. onları bağıran adamın aradığını düşünüyorum.

ilk duruşumda dönüp arkama bakıyorum; çok fazla düşmüşüm, şaşırıyorum. düşmeye devam ediyorum; top gibi yuvarlanıyorum, âdeta taklalar atıyorum. ama canım hiç yanmıyor. kalkıyorum, tümseklere bata çıka yürüyorum. yürürken bağıra bağıra şarkı söylüyorum. sesim bana güzel geliyor; avaz avaz bağırıyorum. ama ne söylediğimi hatırlamıyorum.

yolda sahilden dönen ya da koyunlarını otlatan insanlara rastlıyorum. “beni görmezler.” diye düşünüyorum. aldırmadan şarkı söylemeye devam ediyorum. sahile varıyorum; taşlarla dolu. yukarı çıkan merdivenler var çıkmaya başlıyorum; merdivenler uzun.

merdivenlerin sonunda karşıma bir yüzme havuzu çıkıyor. lüks bir otelde olduğumu anlıyorum. havuzu geçiyorum. bir adam “adınız ne?” ya da “randevunuz var mı?” gibi bir şeyler soruyor. onu duymazdan geliyorum, geçip gidiyorum. büyük cam kapılara vardığımda içeriden bir adam çıkıp aynı ya da benzer sorular soruyor. bana doğru ilerliyor. ürküyorum, hemen geri dönüyorum. adamın beni takip etmediğini umuyorum.

havuzu ve diğer adamı geçip hızla merdivenlerden inmeye başlıyorum. “ben de ilkel yolları denerim.” diye düşünüyorum. amacım şehre geri dönmek. ortalığın sakinleştiğini umuyorum. merdivenlerin diğer yanına geçiyorum. nedense her yer su; deniz yükselmiş sanki. kolayca tırmanıyorum; kendimi pazar meydanı gibi bir yerde buluyorum. her yerde insanlar dolaşıyor.

kendimi önce meksika’da sonra da güneyde kıyı şehirlerinden birinde sanıyorum. evden çok uzakta olduğumu ve geri dönemeyeceğimi düşünüyorum. param, kalacak yerim yok. “herhâlde fahişelik yaparım.” diye düşünüyorum. dükkânlardaki insanların yüzlerine bakıyorum. “onlara yanaşabilir miyim ki acaba?” diye düşünüyorum.

allah akıl fikir versin…

(*) resmin kaynağı

1 Response to "ekmek aşkına"

rüya tahlilleri enstitüsüne hoşgeldiniz.

şairin adeta yaşantısının bir özeti olan bu rüyada, annesi tarafından oral ihtiyaçlarının sağlandığını düşünde yaratarak fantazi yoluyla doyuma ulaşmaya çalışıyor. ancak simgesel ekmekleri kardeşiyle bir uyum içinde yedikten sonra, doymadığını hissediyor. biraz daha ekmek istemek istiyor. ancak bunu yaptığı için yoğun bir cezalandırılma korkusu ve anksiyete yaşıyor. ekmeğin yokluğuyla ilgili bu doyum yoksunluğunu kendi içinde barındıramayarak dışarı atıyor ve çevresindeki insanların kendisini cezalandıracağı fantazisi ile ego bütünlüğünü sağlıyor.
bu konumdan görece özerk bir konuma geçerek çevresini keşfediyor, zenginlik ve lüks simgeleriyle ifade bulan narsistik beden imgesini bütünleştirebiliyor. ancak hemen ardından yine çevresi tarafından cezalandırılacağı hissine kapılıyor. cezalandırıcı erkek figürü ile uzlaşmaya varmak için fahişelik yapabileceği fantazisini kuruyor.

bu da böyle diğerleri gibi bir rüya yorumu oldu sayın seyirciler. yerseniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Eki    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 48,544 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar

%d blogcu bunu beğendi: