voy a bailar cada mañana

prens

odamda uyanık olduğumu düşünüyorum; kafamı yastığa koyar koymaz bir şeyler görmeye başlıyorum; içimden “garip, uykuya mı daldım? ne çabuk düş görmeye başladım. az önce uyanıktım; bu düş olamaz.” diye geçiriyorum ama gözlerimi açmıyorum..

geniş bir alanda tek başımayım ve koşuyorum. dağlar, bayırlar… etrafta sadece ufuk var. bu beni çok rahatsız ediyor çünkü mükemmellik gibi sonsuzluk da beni korkutuyor. yerler soluk yeşil çok küçük bitkiler var ve toprak gözüküyor. kahve-yeşil bir renk hakim her yere. bu sonsuzluktan kurtulmak istiyorum; uzaklarda bir yerlerde yerleşim alanı arıyor gözlerim sürekli, tepeleri bayırları aşıyorum.

en sonunda koştuğum yönde, uzaktaki evlerin çatılarını görüyorum. rahatlıyorum ama oraya gitmiyor sola dönüyorum çünkü o tarafta daha yakın bir köy yolu var. yola giriyorum; biraz aşağı meyilli, çamurlu, bozuk bir yol… yolun sağında kalan evler biraz yukarıda kalıyor onlara merdivenle çıkılıyor.

bu sırada arkamdan sesler geliyor; adam sesleri… bağırıp çağırıyorlar savaşa ya da ava çıkmışlar gibi… önce aldırmıyorum; hiç üzerime alınmıyorum. yürüdükçe sesler artıyor. sonra arkama dönüyorum, iki tavşan; ama köpek yarışlarında kullanılan tavşanlar gibi, sadece canlı… yanımdan koştura koştura geçiyorlar. “herhâlde köpek yarışı yapıyorlar.” diye düşünüyorum. ama yine de saklanma ihtiyacı duyuyorum. yukarıda kalan evlerden birinin bahçesine çıkıyorum merdivenle. hemen orada taş bir yalak var, kırık dökük; onun içine girip üstümü bir parçası ile kapatıyorum.

“belki korkmazsam beni görmezler…” diye düşünüyorum; korkmamaya çalışıyorum ama birileri üstümdeki parçayı alıp beni kaldırıyor. yüzlerine bakmadan “fırsat bu fırsat!” deyip bir şekilde evin içine kaçıyorum. bu arada köy, terk edilmiş; evler yıkık dökük… ama evin içi o kadar temiz, güzel ve geniş ki her odada sanki başka bir eve girmiş gibi oluyorum; en sonunda odalardan birinde iki geniş pencere buluyorum arka bahçeye açılan… çıkıyorum oradan ve koşmaya başlıyorum. ama çok yoruluyorum. koşamıyorum – bu sırada ayaklarım yorgana takılıyormuş… ne komik. arkama dönüyorum.

üç adam; uzun saçlı yırtık pırtık kıyafetli, sakallı bana doğru geliyorlar… kaçamıyorum bari savaşayım, diyorum ve bekliyorum adamları. birine tekme atıyorum; birini itiyorum, derken beni haklıyorlar. sanırım bayılıyorum.

gözlerimi açtığımda bir odadayım. bir sürü insan var. daha çok kadın… kızlara makyaj, bakım falan yapılıyor. meğerse bu insanların prensleri varmış da ona göre kız arıyorlarmış…

kızlardan birinin sırtında dövmeler var; “vay dövmeli hatunları bile seçmişler!” diyorum. o kız beğenilmemiş mesela… dövmeler biraz çömez işi gibi duruyor. sonra o dövmeleri kendilerinin boyayla yaptığını öğreniyorum. “ıyy” diyorum “bari güzel bir şeyler yapsalar o ne öyle kelebek falan, ilkokul çocuğu boyamış gibi…” kızlar, bir süslenmiş bir giyinmiş… “bana da sıra gelecek, hem belki prensleri yakışıklıdır, ohh…” derken uyanıyorum sanırım.

hayat işte… prensi bile göremedik ulan! böyle kaderin içine edeyim ben!

1 Response to "prens"

rüya tasvirleri serimizin bu ayağında, klasik yaklaşımı benimseyip baştan sona doğru gideceğiz. serim, güğüm, gözüm. veya öyle bişeyler, beşir göğüş de diyebiliriz.

şair kafadan uyuyor muyum uyanık mıyım anlamadım ayaklarına yatarak günümüzde popüler bir sinema katakullisiyle daha ilk dakikalardan seyirciyi şallak mallak etmeye gidiyor. fight club çekileli 8 sene olmuş diyoruz ve haftanın rüküşü ilan ediyoruz. ama rüküş rüya dilince çok kötü bir şey demek değildir, histerikli demektir en fazla.

ikinci parağğrafta hemen entellektüalize ediyor zira, öyle ufuklu mufuklu sonsuz olaylar hakkaten insanı gerer, dağılacak mıyız ne oluyoruz gibisinden. haklı. karar doğru hocam. oynatıyoruz uğurcum.

gene bi merdiven filan. vertigo filmi mübarek. neyse saray yavrusu beslenen ortamlardan bahsediliyor. sonra bir takım brute adamlar hanım kızımızı sen döv, bir de harem gibisinden bi yerlere kapat.

sonra bi bakıyoruz yok efemdim pirensi göremedim, yok efendim süslenmişler ama dövmeleri kötü. ilk paragraftan yakaladığımız olaya bağlanıyor mesele, histerikli ikirciklilik olayına.

şair istemem yan cebim isteyebilir diyor.

pirensmiş.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Eki    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

RSS “sizi kendime boğmak istiyorum” veya bir alt başlık olarak “polip’in intikamı”

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

gezinenler var

  • 48,544 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar

%d blogcu bunu beğendi: