voy a bailar cada mañana

Posts Tagged ‘kimlik

tırnaklarımla etimi eşeliyorum; çünkü dışarı çıkmam gerek.. çalıntı mı? hâlbuki hissettiklerimiz çalıntı olamaz; hayır, kelimer, cümleler ve hatta fikirler çalıntı olabilir.. ama hisleri çalabilir misin, sevgili hırsız? belki de gerçek başkadır.. şöyle diyelim: bir klon için hiçbir şey gerçek değildir ve bir klon asla bir şeye sahip olamaz.. bu durumda hisleri de gerçek olamaz..

peki, o hisleri oraya kim koydu? kozayı kim sıvadı? aslı? her klonun bir aslı vardır ama kendisi asla asıl şey olamaz.. bir klon aynadaki imgeden başka bir şey değildir; bir fasad.. etten kemikten bir çocuk olmayı arzulayan tahta çocuk gibi.. halbuki ne diyor, rufus? artık bir çocuk olan pinokyo tekrar oyuncak olmak istiyor..

aslını ortadan kaldırsa bile bir klon, bir taklitten başka bir şey değildir ve her kötü taklit gibi bir sanat eseri olarak ele alınmaz.. çünkü sanat biriciktir.. oysaki klonluğun kendisi bricikliğe karşıdır.. bir klon aslının yerine geçse bile kendine özgü bir kaderi yaşayamaz; benzeş ve hatta özdeş senaryoları tekrarlayıp durur..

bu noktada, kurduğu cümleler bile aynıdır.. “bana kimse destek olmadı.” “ben kendimi var ettim.” gibi.. aslının basit bir tekrarı olmaktan öteye geçemez.. bu yüzden içi hep boştur; onun bir karakteri yoktur; yüzü yoktur; görünmezdir o..

sevgili klon, için o kadar boş ki onu her şeyle doldurabilirsin.. sonsuz sevgiyle, nefretle, dostlukla ya da açlıkla doldurabilirsin.. yine de… yine de kara delik doymaz..

daha önce yaşanmış bir hayatı tekrarlamanın anlamı nedir? diye sorar bazen klon.. kozayı yırtıp atmak; başkası olmak, öz olmak; biricik olmak ister.. eğer, der, beni kimsenin tanımadığı bir yere gidersem o hâlde beni ona benzetemezler.. eğer onu tanımazlarsa benim onun kopyası olduğumu bilemezler.. işte o zaman kendini tarif edilemez bir özgürlük sarhoşluğu içinde bulur.. bu yüzden asla yerleşemez.. hep gezmesi, hep kaçması gerekir klonun.. o, asla ait olamaz çünkü onun bir özü yoktur..

modern hayat, onu boğar.. eski zamanlarda yaşamın çok daha sade olduğunu varsayar.. hanımefendilerin hanımefendi, beyefendilerin de beyefendi olduğu; herkesin birbirine mesafeli davrandığı o eski zamanlara özlem duyar.. göstermelik kibarlık onu memnun eder.. çünkü, der klon, fasad, taklit etmesi kolay olandır. zaten taklit olanı taklit etmekte bir beis görmez klon..

kendi kaderini yaşayamayacağını kısa sürede öğrenen klon, karanlık bir ruh hâlinin pençesinde ilk olarak ölümü düşler.. zaten yaşamıyorum, yarı ölü sayılırım, der.. bazen ölümle randevuları tutmaz; ölüm, bazılarının karşısına birden çıkıp böö demeyi sevdiği kadar söz verip ekmeyi de sever.. bu durumda ölümünü bile kendi eliyle getiremeyeceğini anlayan klon karanlığın karanlığını görmeye başlar..

içi boştur ve boşluğu sonsuz bir karanlık kaplar.. biricik değildir ve elini sürdüğü her şey de biricikliğini yitirir; kendine özgü bir üretim yapamaz.. bir özü olmadığı için yaratamaz.. bu yüzden yok etmeyi düşler.. kendimi yok edemiyorsam o hâlde diğer her şeyi yok ederim, der.. ama sevgili klon, yaratmaya gücü olmayanın, yok etmeye nasıl gücü olsun?

tamam, cevap verme.. bugünkü dersimizde öğrendiğimiz kadarıyla bir klon, ancak dünyayı yok etmek suretiyle intihar edebilirmiş.. tabiî sıkıcı kahraman gelip onu öldürmezse.. ah, şu kozmik şakacı.. yani? klon olmayın – saçma bir öneri biliyorum, o hâlde şöyle diyelim, bir klona asla böyle bir öneride bulunmayın; klonlanmayın ve klonlarla arkadaş olabileceğiniz yanılgısına düşmeyin.. ha bir de, bir klona asla klon olduğunu bildiğinizi belli etmeyin..

üzgünüm. o kadar üzgünüm ki tek istediğim yok olmak.. o gün neden o kadar üzgün olduğumun nedenleri anlamsız.. o gün, üzgünlüğüm, kendinden önceki nice krizlerin üzerine binen varoluşsal bir krizi tetiklerken benim çıkmam gerek.. kimseye bakacak, gülecek, konuşacak gücüm yok; dokunsalar yıkılacağım ama ona gitmeliyim.. ona gidip ağzımı açacağım; hâlbuki ağzım da benimle birlikte yok olsun istiyorum..

o da herkes gibi çok ağır; çünkü var.. o, benim yapamadığım her şeyi yapıyor ve hayatta kalıyor.. oysaki hiç önemli biri değil.. ve ben onun ağırlığı altında ezileceğimi bile bile gidiyorum.. çünkü mecburum.. ağzımın varoluşla hiç ilgisi yok; onun kendi sorunları var.. ağzımı açıyorum..

koltukta beklerken koltuk da benimle birlikte yok olsun istiyorum.. dokunsalar yıkılacağım.. ve o içeri girip “üzgün kız, baş yine eğik..” diyor. başımı çeviriyorum, ondan uzağa, başka yere.. ben, hep başı eğik kız.. eğik baş.. ben hep üzgün.. ben hep o kadar üzgün ki o baş hep olmaması gereken yerlerde. ona bakıp sözlerinin ağırlığını tartması gerektiğini söylemek; “oh, ne güzel, ne mutlu size! mevcudiyetiniz gözlerinizi kamaştırmış! o kadar ağırsınız ki yaşamak hafif kalıyor.” demek istiyorum.. başımı çeviriyorum, belki bir iç çekiyorum.. kederim kendini saklayamamış demek ki.. hiçbir şey söylemiyorum.. bazılarına hiçbir şey söylememeli, diye.. bazılarının gafları, sessizlikte yüzlerine baksın, diye..

ama bu bile benim hareketim değil.. tepkilerim, duygularım, varoluşum bile bana özgü değil.. bu dünyaya bir kopya olarak gelmek; bundan kaçmak için kendine dair her şeyi silerek yaşamı geçiştirmek ve her dönemeçte bu gerçekle karşılaşmak; benlik yanılgısını tatmak.. aynadaki yabancıya hesap sormak.. bön bakışlı yabancıdan hiç gelmeyen cevaplar..

nefret ettiğin, küçümsediğin o şey değil misin sen de? “he who fights monsters …” dememiş miydi alman filozof? tebrikler! artık siz de canavarın ta kendisisiniz.. benim canavarım, içimdeki johan; bana musallat olan bir hastalık değil aslında.. benim ta kendim.. ben zannettiğim şey, aslında yok.. ve karanlık, maske takarak benim yerime var olan bir canavar..

iki gün önce yeni yağmış karlarda kırt kırt yürürken -çünkü evet, ben de karda öyle ya da böyle yürüyorum- yanından geçtiklerimin gerizekâlı galiba, diye düşünebilme olasılıklarına aldırmadan “hım hım hım” diye çocuklar gibi şen mırıldanıyordum.. şimdiyse ayaklarımın altında çamurumsu buzlar kütürdüyor.. ayaklarımın altı… kardan geriye kalana bakıyorum.. kütürt.. ayaklarımın altından kayıp gidiyorum..

ide.jpg

bir blogger blogunda yorum yapasım geliyor. yorum yapma sayfasındaki kutucuğa zırvalıyorum bir şeyler. sonra aşağı iniyorum, word verification hedesini de atlattıktan sonra işin büyük kısmını bitirdiğimi zannediyorum. ama her şey, daha yeni başlıyor. o vakit choose an identity yazısını görüyorum.

choose an identity choose an identity choose an identity choose an identity choose an identity choose an identity choose an identity choose an identity

“ah, be blogger” diyorum, “nereden bildin? kimliğim yok ki benim! seçelim. ama ne olsun?” Yazının devamını oku »


hayatın anlamı, evet.


Viagra orgy leads to man's death *
Posted by David Pescovitz, February 27, 2009 2:09 PM

Serge Tuganov, 28, of Moscow, accepted a $4000+ bet from two women that he couldn't handle a 12-hour sex marathon with them. According to KTLA News, he won by downing a bottle of viagra. But right after the orgy, he died of a heart attack. No info on how many pills might in a "bottle." In fact, not much info in general. "Man Dies After 12 Hour Viagra Fueled Orgy" (Thanks, Derek Bledsoe!)


Jessemoya:
Well, of course he died. What else do you do with your life after you win a $4,000 bet by having sex with two women for 12 hours? Nothing! That's it, you're done. YOU WIN.

Bu da nesi?

dikkat!

 

ah, bu çünlük, hiçbir şey olmak ya da daha da kötüsü her şey olmak adına üzerine gereğinden fazla şey almıştır.


ne yazdıklarımın arkasından çekilirim ne de yazılanlara bel bağlayabilirim.. sabahın köründe karanlıklar içinden çıkıp kapıma dayanan adamların beynini patlatmak için bir silahım olsa ben de bebekler gibi uyurdum. tek dileğim, oyunun orta yerinde hata veren, yeniden başlayan nonoş bilgisayarıma organ nakli yapabilmek. üç kuruş kazanamazken üç kuruşumu almaya gelen kara adamlara haddini bildirme isteği ile dolup dolup taşarım.


takip ettiğim blogların birer birer yazmayı bırakmasını, ara vermesini üzerime almalı mıyım? ya da tadı tuzu kaçanlara "cık cık cık.. yakıştıramadım." mı demeliyim? her şey boş.. dağılın.. görecek bir şey kalmadı millet! ama yine de.. doktor, söyle bana: dudak parlatıcımı gece yatarken yastığımın altına koysam sabah kalktığımda dudaklarım daha dolgun olur mu? bu dudaklarla hırsıza bir tane koysam duvara yapışır, anasını babasını unutur mu? ha?


bir zamanlar özgün merhaba:


veee, hepinize elo melo sayın simciler ve de simcikler!


“boş boş boş” ve de “laf laf laf” görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. “ama ben burada yazılanları anlamıyorum.” diyenlere de şimdiden “uğurlar olsun.”


ayrıca, sûlsûl ve de tuuliaaa!

bir de buradan buyurun

Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Eki    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

dear stalker

takip etmek istersen..

ayrıca

rocassid [at]la ciimeyil nehrinin kıyısında dolaşmaya çıktı. burada hava güzel, gönlü ferah... uğrarsan orada olacak..

gezinenler var

  • 50,525 kere gezmişler

kedimi nasıl zehirliyorum..

en sevdiğim zehir üreticileri


en sevdiğim zehirler


bu aralar